Yaptığımız her hareket bir düşünce ile başlar. Yaşamla başa çıkabilmemiz için bizi yönlendirir, kendi bildiklerine dayanarak. Hayatta nerede olduğumuzun, kim olduğumuzun bir önemi yok, yani bu kural herkes için geçerli, herhangi bir hareket ardında düşünceyi barırdırır.

Buraya kadar oldukça basit. Bundan sonrası biraz daha detaylı ancak yine de basit. Zira hemen her insan zihin kapasitesinin %10’unu kullanıyor. Geri kalan nerede diyeceksiniz. Geri kalan işte o hiç ilgilenmediğimiz bilinç-altında gizli. Eğer %90 oranı size pek birşey ifade etmiyorsa, şimdiden okumayı bırakabilirsiniz. Çünkü yazının geri kalanı bu %90’ın ne olduğu ve onu nasıl aktive edeceğiniz ile ilgili.

Detaylara girmeden, hemen, basitçe bilinç ve bilinç-altındaki farkı örneklemek istiyorum.

Bilinç-altı tıpkı bir bilgisayarın işletim sistemi gibi işlev görüyor. Bilgisayarı alıp eve getirdiniz. Bilgisayarla birlikte, ekran, klavye, mouse, DVD sürücü ve hard-disk de geldi. Herşey yerli yerinde. Ama bir problem var, işletim sistemi yok. O zaman at gitsin bu gereksiz şeyleri, çünkü fonksiyon kapasiteleri yok. Anlamsız gereçler, öyle tek başlarına, birbirinden uyumsuz.

İşletim sistemi bildiğimiz gibi tüm bu gereçleri kontrol edip, işlevlerini doğru ve anlamlı yapmalarını sağlayan kodlar silsilesi. Bilgisayarınıza yüklendiği anda bilgisayar gerçek anlamını kazanıyor. Ek olarak başka programlar yükleyip daha farklı fonksiyonlar için de kullanıyorsunuz. Siz farkında bile olmadan bu sistem içersinde elektronik sinyaller gidip geliyor. Programlar çalışıyor, işler tamamlanıyor.

İşletim sistemi yani bilinç-altı, hafıza, alışkanlıklar, inaç, kişilik ve daha fazlasını barındırıyor. Bilgileri biriktirip onlar üzerinden hareket ediyor. Bilinç-altı aynı zamanda bedeni de kontrol ediyor. Bilgisayar ekranı benzetmesini kullanabiliriz burada da. Bildiğiniz, sürekli sözü edilen beden dili okuma da tamamen bilinç-altı okumadır aslında.

Eğer beden dili okumasını biliyorsanız bir kişinin kendisinin bile bilmediği iç derinliklerini görebilirsiniz.

Kısaca bilinç-altı neyi nasıl yapacağımızı belirler. Buz dağının görünmeyen kısmı…

Bu durumda zihnin ana iki fonksiyonu var diyebiliriz; bilinç ve bilinç-altı.

Şöyle düşünün; hayatınızda kötü bir tecrübe yaşadınız, bilinç bu tecrübeyi alıp bilinç-altına işlemesi için gönderir. Sonuç olarak da bu tecrübe hafıza bankanızda (bilinç-altında) birsonraki çağrıya kadar kilitli kalır. Bir süre sonra bu tecrübenin aynısını ya da benzerini yaşadığınızda bilinç-altı otomatik olarak hafızanızdan bu tecrübeyi çıkarır, siz de yine aynı hisleri hissettmeye başlarsınız. Yeni, özel, “unique”, kendine has bir durum yok. Eski çıkından çıkanlar önünüze gelir, bilinç de bunu makyajlayıp size sanki farklıymış gibi sunar. Zira üzüntü, acı, depresyon, öfke ya da sevgi, mutluluk hali hazırda sizde varolan duygular. Ancak istikametleri yaşam boyunca değişir durur. Bunu anlamak, anlayabilmek ne kadar büyük bir olay erdem, değişim, mutluluk özgürlük yolunda.

Ne kadar önemli şu en son yazılanlar aslında.

Bu demek olmuyor mu ki, yaşamda yaşadığımız şeyler aslında hiç kontrolümüz olmayan bir kumanda merkezinden tekrar tekrar bize yaşatılıyor. Ne acı bunu duymak!

Bilinç-altı doğduğumuz (hatta anne karnındayken bile, ki ilginç örnekler vericem hipnoz kısmında) anda hali hazırda programlanmıştır. Peki nasıl oldu bu programlama ve nereden başladı?

3 ana etken var:

Birincisi genetik programlanma, şartlanma da diyebiliriz. Genlerimizle gelen, beden fonksiyonları, kişilik, beceri gibi özellikler.

İkincisi çevresel programlama. Büyüdükçe öğrenilen, ne olduğumuz hissiyatı, isim, okuma-yazma, giyinme, temizlik. Ve yaş ilerledikçe de başkaları ile olan iletişim şekillerini ve dahasını oluşturan programlanma. Çevreden gelen programlamaya ebeveynlerden öğrenilenler, TV, filmler, arkadaşlar, öğretmenler, kitaplar da dahil.

Üçüncü tip programlanma, ki bunu biryerlerde duyup okuduğunuzu sanmıyorum, çünkü bilim adamları nedense bu bölümü ya gizli tutuyorlar, ya yeterince bilmedikleri ya da korktukları için. Üçüncü seviye programlanma insanoğlu bilinci olarak adlandırılabilir. Ya da ortak bilinç-altı.

Bu türde, farkında olmadan ailemiz, ülke, kültürümüz, etnik geçmiş ve sosyo-kültürel durumumuz hakkındaki inaçları ve davranışları absorbe ediyoruz. Tüm bunları olduğu gibi kabul ediyoruz. Sorgulamadan.

Şimdi bilinç-altının teknik olarak kendi içinde bilgiyi nasıl işlediğine gelelim.

Bilinç-altı seviyesinde düşünceler birbirini tekrar ederek programlanmıyor. Hücre yapısında oluşan nörolojik aktivite ile çalışıyor. Milyonlarca hücreden oluşan bedenimiz de bu durumda, haliyle, direkt bilinç-altının etkisinde.

Bu da sağlığımızın gerçekten de zihnimizle birebir etkileşim içinde, ayrılamaz bir bütün olduğunu gösteriyor. Zihnin durumu, sağlığın iyi ya da kötü olduğunun göstergesi.

Dolayısıyla eğer hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi değiştirmekten daha fazlasını yapmanız, daha derine inip bu programlamayı hücre seviyesinde değiştirmeniz gerekiyor.

Şartlanmayı, programlanmayı değiştirmek birkaç aşamadan oluşuyor.

Ancak net ve gerçek olan şu ki, eğer bedenimizi ve hayatımızı değiştirmek istiyorsak, hatırlamamız gereken en önemli nokta, değişimin hücresel seviyede olduğunda gerçek olması.

Peki bunu nasıl yapabiliriz? Kolaymıdır hücrelerle oynamak, uçuk geliyor değil mi? Bilimsel olarak anlatılınca evet, ancak birazdan daha net anlaşılıyor olacak.

Bu programlamayı iki şekilde değiştirebiliriz.

Birincisi bilimadamlarının bahsettiği “Kuantum Atlaması” metodu. Yani sarsıcı bir olay karşısındaki bilincinizin farkındalık hali. Olay sizi öyle derinden etkiliyor, sarsıyor ki, düşünceleriniz ve davranışlarınız değişiyor. Ölümden dönme, sevdiğinizi kaybetme gibi travmatik olabilecek olaylar, günleri sayılı olan bir kişinin mucizevi bir şekilde iyileşme göstermesi gibi durumlar Kuantum Atlaması olarak adlandırılıyor.

Bu durumda kişi, yaşadığı yoğun duygunun arkasındaki güç, yani keskin farkındalık, pür dikkat hali ile bilinç-altına direk erişiyor. Çünkü travma durumunda kişilik, çevre vs. gibi dış etkenler adeta silinip gider, kişiye hiçbirşey ifade etmez. Tek var olan o “an”dır. Andaki yoğunluk, acı ise acı, depresyon ise depresyon. Başka herşey anlamını yitirmiştir. İşte bu “an” da pür dikkat, gerçek konsantrasyon anıdır. Ve bilinç-altı kapıları keskin bıçak gibi olan konsantrasyon karşısında delinip geçilir. Bu şekilde bilinç seviyesi hücre boyutuna gelen kişi de de değişim başlar. Kalıcı olarak.

Programlamayı değiştirebileceğiniz ikinci şekil ise; tekrar, sebaat ve istikrarla tekrar-programlamak.

Bu bir kelimeyi tekrar tekrar söylemek anlamına gelmiyor tabi. Kullanılan teknikle, bir takım düşüncelerin ve sinyallerin, bilinç-altına giden bariyeri kırıp geçmesini sağlamak anlamına geliyor.

Bilinç ve bilinç-altı arasındaki bariyer oldukça güçlü. Ki bunun bize faydası da var. Negatif, zararlı etkilerin girmesini de engelliyor. Ancak aynısı pozitif afirmasyonlar için de geçerli. Bu güçlü bariyer tıpkı beton bir duvar gibi, çekiçle duvarı delmek gibi. Geçebilmek için konsantrasyon ve derin bir rahatlama gerektiriyor.

Bu tarz bir değişim “rahat alan”da yaşamaya alışmış, normalde acı denilecek ancak onlara normal birşeymiş gibi gelen kişiler için oldukça ürkütücü olabilir. Bu kişiler farkında olmadan, acı dolu yaşam şekilleriyle grift yaşamaktalar, zevk almaktalar ve sıkı sıkı bağlılar. Değişim demek rahatsızlık demek onlar için.

Şimdi dürüstçe bu konuya bir bakmanızı rica ediyorum. Alışkanlıklarınıza ne kadar bağlısınız. Onlar sizi siz yapan şeyler mi olmuşlar? Özgür müsünüz?

Değişimin başlama noktası sizsiniz. Yani gerçekten değişmek istemeyen bir insanı hiç bir teknik, kişi, uygulama değiştiremez. Mümkünatı yok. Derinden gelmeli bu değişim arzusu. Ancak kafanıza birisi silah dayayacak ki, gerçekten ölüm korkusunu tüm hücrelerinize indireceksiniz.Ve o anda değişim başlayacak… Tabi herkese silah zoru gerekmiyor. Anlatmaya çalıştığım o andaki aciliyet hissiyatı. Ölüm kalım meselesi durumu hissiyatı. İşte böyle bir arzu, istek azim gerektiriyor değişme. “Rahat alan”ınızdan çıkabilme.

Zihin o kadar güçlü ve kapasitesi yüksek ki, limitsiz potansiyele sahip diyebiliriz rahatça. Zihnin işleyişine daha hakim oldukça, bu gücü tecrübe edicek ve etrafınızı, kişileri, ülkeleri yöneten evrensel kanunu daha net anlayabileceksiniz. Bu kanunun tam tamına bir parçası olduğunuzu, dışınızda birşey olmadığınızı görebileceksiniz.

Bilinç-altınızı yöneterek, hayatınızı tam, bütün, istediklerinizi kazanarak, amacınıza ulaşarak mutlu ve uyum içinde yaşayabilirsiniz.

Bir dakika durup düşünün; hayatınızda olmasını istediğiniz şeyler için daha fazla deli gibi çabalayıp durmanıza gerek kalmayacak bir defa. Nokta atışı yapabiliyor olacaksınız.

Bilinç ve bilinç-altını biraz anlattıktan sonra. Size çok kolay ve efektif bir teknikden, Hipnoz-terapi’den bahsetmek istiyorum.

Hipnoz diyince akla, şapkadan tavşan, mendilden güvercin çıkarmak ya da pendulumla birini şaşı yapıp, ona kadar saydığımda ve parmağımı şıklattığımda durumları geliyor haliyle. Ne yazık demek istiyorum. Çünkü gerçekten de birçok kişinin hayatını değiştirmiş bir teknik.

Hipno-terapi diyerek olayı daha anlaşılır bir başlık altına almak istiyorum. Ve hemen birkaç örnekle açıklamak istiyorum ki çok ilginç ve beni etkileyen yüzlerce örnekten birkaçı bunlar.

Bir arkadaşımın eşi sigara tiryakisiydi ve birçok yöntem denedi sigarayı bırakmak için, bir türlü olmadı. Bağımlılığı ona zevk de veriyordu, dolayısıyla şahsi fikrim belki de yeterince azim yoktu ortada ama bu alışkanlıkları yargılamak hiç doğru değil zira, kökleri bilinç-altında. İşte anahtar, bilinç-altı.

Kendi kendine hipno-terapi yapılacağı gibi bir uzmanın yönlendirmesi ile bir seansa katılmak yeni başlayanlar için oldukça efektif. Zira terapiyi uygulayan doğru kelimeleri kullanarak sizi rahat bir ortamda, bilinç-altınızda ilerletiyor. Bir nevi bilinç-altı rehberliği yapıyor size.

Arkadaşımın eşi ilk seansına gitti ve çıktığında şöyle dedi “Aynı, hiçbişi olmadı, hiçbir değişim hissetmiyorum” işin komik yanı bunu dedi evet ama o günden sonra azına sigara değdirmedi bir daha.

Burada, yaşadığım yer Tayland’da bu konuda eğitim almış başarılı bir hipno-terapist arkadaşım var, Eugen Popa, ona bu konuda danıştım. Bana verdiği örneklerden birisi çok ilginçti. Aşırı kilolu, obez diyebileceğimiz bir adam hipno-terapiye geliyor. Adamın durumu ilginç çünkü ailesinde kimse obez değil. Seans sırasında, bilinç-altı seyahat başlıyor ve seans sonunda evlatlık olduğunu keşfediyor.

Şimdi nasıl oldu da anladı diyeceksiniz. Bunca yıl kendisine ailesi tarafından söylenmemiş evlatlık olduğu ve seansta bunu anlıyor. Çok ilginçtir ki, biliç-altı muazzam bir kapasiteye sahip.

Seans sırasında anne karnına, 4 aylık zamanına geri gidiyor adam. Ve o sıradaki annesinin ve çevresindeki aile fertlerinin konuşmalarını duyuyor. Diyorlar ki “Hepimiz obeziz ve zar sor geçiniyoruz, bu yeni çocuğun da obez olacağı kesin”. Bu sözlerden gerçek ailesinin şu an obez olmayan ailesi olmadığını anlıyor.

Buraya kadar oldukça enteresan ama olayın daha da ilginç ve bilimsel yanı şöyle; biyolojik olarak anne karnındaki fetüsün duyma hissiyatı, 4 aydan sonra ancak gelişmeye başlıyor. Yani 4 aylığın altında dış sesleri duyması mümkün değil. Bilinç-altı, fetüs bile olsa, kulak henüz gelişmemiş bile olsa, hissediyor, algılıyor. Bu enteresan hikaye hipno-terapinin sizi götürebileceği noktaları gösteriyor.

Hipno-terapi’nin faydaları tabiki yine kişinin değişimi ne kadar çok ve içten, gerçekten istemesiyle birebir alakalı.

Hipno-terapi sırasında bilinç-altına giriş sağlanıyor ve orada istediğiniz değişimi yaparak, hücresel boyutta değişimi gerçekleştiriyor, hayatınızı kökten değiştirebiliyorsunuz.

Freud Hipno-terapi ile ilgili güzel bir açıklaması var. Hipno-terapinin fakirler ve zamanı olmayanlar için birebir olduğunu zira diğer kişisel analiz yapan psikoterapi vb. gibi şeylerin tüm yaşamı alıp, çok fazla para harcamanıza neden olduğunu söylüyor.

Bu terapi şekli bağlılıklardan, stresten, fobilerden kurtulmamızı sağladığı gibi bu kadarla da kalmıyor.

Dünya’da Deepak Chopra’nın da referans olarak verdiği, ünlü Hipno-terapist Dr.Alman, 65 yaşındaki yahudi kampından kurtulmuş bir kişinin rahatsızlığından bahsediyor. Bu kişi ne zaman yediği şeyi yutmaya çalışsa, hep boğulma hissi ve tehlikesi yaşıyormuş. Tıbbi tetkiklerde yemek borusunda herhangi bir rahatsızlık bulunamamış. Ve kadın üç başarılı hipno-terapi seansı sonunda artık normal bir şekilde yemek yemeye başlıyor.

Başka bir kişi, retinasını onarmak için beş ameliyat geçirmesine rağmen, retina sürekli ayrılıyormuş. Altıncı ameliyat öncesinde başka bir ünlü Hipno-terapistin kendisi için hazırladığı kasetlerinden birini dinleyerek ameliyata girmiş. Kasetteki kayıt, güven verici ve sakinleştirici sözlerden ibaretmiş. Ve bu sefer ameliyatta ne bir şişme ne de enfeksiyon olmuş, üstelik retina da kaymamış.

Hipno-terapi Nedir?

Kısaca özetleycek olursak, Hipno-terapi sizi uyutan ve kontrolü kaybetmenizi sağlayan bir uygulama değil, tam tersi sizi tam ve keskin bir farkındalığa çeken bir uygulama. Sizi rahat bir ortama getiren terapist bu rahat ortamda, normal biliç seviyesinden daha güçlü algılama alanı yakalamanıza yardımcı oluyor. Ki bu alan da bilinç-altına bir geçit. Terapist spesifik bir konu üzerine, tüm dikkatinizi yönlendirmenizi sağlıyor.

Üstelik daha önce birçok kez hipnotize olduğunuz anlar da olmuştur. Bir film seyrederken örneğin o kadar dikkatli seyredersiniz ki zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişsinizdir. Veya otoyolda araba kullanırken düşüncelerinize öyle dalarsınız ki çıkışı geçmişsinizdir.

İşte bu anlar Hipnotik-trans dediğimiz anlar. Hipno-terapi sırasındaki trans hali ile farkı ise, terapi sırasında spesifik bir hedefe, amaca odaklı olduğunuzdur.

Aslında hipno-terapi kişisel-hipnozdur. Uzmanlar da bunu onaylıyorlar. Çünkü asıl istek ve başarı tamamen kişiye bağlı. Terapist olmadan da kendimizi programlaya biliriz. Terapist bize rahatlama ortamı, rehberlik yapabilir ama hipnozu yöneten her zaman kişinin kendisidir.

Gülenay Pema Antep

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s