1- Epidermis 2- Kıyafetler 3- Evler 4- Kimlik  5- Dünya

Viyana’da KunstHausWien’i gördüğümde garip bir şekilde heyacanlanmıştım. Masallara özgü dış cephesi kadar iç mimarisi de oldukça sıra dışıydı.

Gaudi gibi Hundertwasser’de idealindeki dünyayı günümüzün sıkıcı mimarisi arasına sıkıştırıvermişti. Ama tabi Gaudi ile arasında farklılıklar var. Hundertwasser, sanatçı, mimar ve ressam. Ama herşeyden önce bir idealist ve ideallerini uygulamaya geçirmeyi kendine has yaratıcılığıyla başarmış bir sanatçı. Eserleri milyonlara esin kaynağı oldu, farklı dünyaların kapılarını araladı.

Hundretwasser’in zaman dışı çalışmaları halen beyinleri beslemeye devam ediyor. Viyana’nın 30. bölgesinde yer alan KunstHausWein müzesi, Hundretwasser tarafından tasarlanan çok özel bir mimariye sahip.

Hundertwasser, insanın üç katmanla çevrili olduğu fikrinden yola çıkarak binaları tasarladı. Bu üçlü; kendi derisi, kıyafetleri ve binaların duvarları. Ona göre kıyafetler ve binaların duvarları artık bireyin doğal ihtiyaçlarını karşılamıyorlardı. Pencereler dış dünya ile iç dünya arasında bir köprüydü. Tıpkı derideki gözenekler gibi, binalarda da pencereler vardı.

Ve bu muhteşem mimar, üçüncü katmanı seçerek binaları tekrar tasarlamaya başladı.

“Düz çizgi yaratıcılıktan uzak ve tanrısızdır. Düz köşeli cetvellerle vicdan azabı çeken kişiler tarafından yaratılmıştır”

Sanatçı T cetvelini ve düz çizginin diktatörlüğünü sürekli eleştirdi. Sanatın insan ve doğanın adımlarına ayak uydurması gerektiğini, doğaya ve doğanın kurallarına saygı duyması gerektiğini, doğru ve kalıcı olması gerektiğini savundu. Sanatın doğanın yaratıcılığıyla insan yaratıcılığı arasında bir köprü oluşturması gerektiğini ve yanlızca moda olan bir iş gibi görülmeyip, evrensel bir fonksiyonu üstlenmesi gerektiğini söyledi.

“Sanat, entellektüel eğitim kurallarından kurtulmalıdır”

Mimariyi iyileştirmek, şifa vermek amacıyla, yuvarlak sütunlar, farklı büyüklükteki pencereler, küçük kuleler, işlenmemiş taşlar ve çılgın renkler kullandı. Bunların sonucunda da binalara, dünyaya ve kendimize bakışımızı değiştirmeye çalıştı. Yarattığı çalışmalar çılgınca, gerçek ve sıra dışıydı. En önemlisi de dünya üzerinde cenneti tekrar yaratmaya çalışıyordu.

Viyana’daki KunstHausWien müzesine adım attığınızda mimari hakkında düşündükleriniz değişecek. Benim değişti.

Eşit olmayan zemin üzerinde bir tepe gibi yükselip alçalan katlar ayaklarınıza bir senfoni, bir melodi gibi gelecek. Hundertwasser’ın dediği gibi;

“Eğer mimarlar insanı yüceltmek istiyorlarsa, eşit olmayan zeminler tasarlamalılar ki insanoğlu dengesini tekrar bulabilsin”.

Düz zeminlerin mimarların buluşu olduğunu ve makinelere hitap ettiğini, insanoğluna hitap etmediğini söyledi. Modern insanın, mimari ofislerde düşüncesizce tasarlanmış asfalt ve beton zeminlerde yürümesi demek, insanoğlu kadar eski toprak-insan ilişkisinin ölmesi, yok olması demek olduğunu savundu. Bu insan ruhu için feci sonuçlar yaratıyordu; dengesinin, sağlığının ve zindeliğinin kaybolması gibi.

Eşit olmayan, hareketli bir zemin insanın akli dengesini, saygınlığını tekrar keşfetmesine bir araçtı. Doğal olmayan, düz ve sıradan şehir sistemi ise insan oğlunu sıradanlığa, basitliğe ve karanlığa götüren bir sistemdi.

Tüm bunlar mimari ile pek ilgisi olmayanlar için karmaşık gelebilir. Özellikle de böyle, düz mimariyi teste tabi tutan bir sanat eseri karşısında. İlk başta bir şaka gibi, ama bir süre sonra gülmeyi bırakıyorsunuz.

KunstHaus’un dışına çıktım, içeri girdim tekrar dışına çıktım. Hangi penceresini fotoğraflayacağımı şaşırdım. Her bir pencere diğerinden hem boyut hem de renk olarak farklı. Sanki her biri ayrı bir karektere sahip.

Hundetwasser’e göre sütunlar girişe yerleştirildiklerinde insanda iyi hisler uyandırırlar. Ve burda bu sütunlar altın, beyaz, parlak kırmızı, mavi ve leylak renginde. 400 yıllık bir aile şirketi tarafından Almanya’nın Bad Ems şehrinde yapılmışlar.

Duvarlar siyah ve eşit olmayan taşlarla döşenmiş ve pencereler sarıya boyanmış. Beyaz duvarlar, kırmızı, siyah ve mavi ile çevrelenmiş. Kapı aralıklarında karelerden oluşan tasarımlar yerleştirilmiş. Giriş dalga dalga eğimli, rastgele yerleştirilmiş taşlarla yapılmış. Çatı köşelerden ve eşit olmayan düzlemlerden oluşuyor. Çatıda bahçeler ve uzak doğuya ait altın bir kule yer alıyor. Balkonlardan ve sundurmadan ağaçlar ve çalılar sarkıyor.

Hundertwasser’e göre ağaçlar oksiyen kaynağı. İklimi düzenleyip gerekli nemi sağlıyorlar ve dışarda doğal bir barınak oluşturuyorlar. Ağaçlar ev sahipleri, insanoğlunun önemli bir ortağı. Gürültüyü absorbe edip, sessizlik yaratıyorlar.

Hundertwasser hayatı boyunca üretmeye devam etti. İnşa ettiği sıra dışı, doğanın içinde kamufle olmuş binalarla insanlığa doğayı bozmadan da modern yaşamın mümkün olduğunu gösterdi.

Hundertwasser “çevreye zarar vemeyen tren istasyonu”, Uelzen,1999-2001 Yayınladığı mimari manifesto, mimarideki akılcılığa bir başkaldırıydı.

Herkes kendi evini yapabilme özgürlüğüne sahip olmalıydı. Binaları inşa edenlerin o binalarda kimlerin oturacağına dair hiçbir fikirleri yoktu ve bu şekildeki bir çalışma insan özgürlüğünü baltalamaktı. Hundertwasser’e göre mimari denebilecek özgün binalardan bazıları şunlar: – Barselona’daki Gaudí binaları, – Bazı Art Nouveau binaları, – Los Angeles’daki, Simon Rodia tarafından yapılan Watts Kulesi, – Fransa’da, Département de la Drôme’daki Le Palais Du Facteur Cheval, – Kentsel kusur olarak görülen, gecekondu mahalleleri, – Köylülerin ve ilkel yaşayan insanların el yapımı evleri, – Eski Avusturya ve Alman “schrebergärten”, bahçeli işçi evleri, – Yasal olmayan, Amerikan self-made evler, – Hollanda ve Sausalito yüzen evler, – Christian Hunziker, Lucien Kroll ve diğer birkaç mimar tarafından yapılmış binalar.

Mimari çalışmalarının yanı sıra insan ruhunun derinlerine dokunan, zengin bir hayal gücünün eseri olan resimleri müze ile bütünleşiyor.

Herhalde dünya üzerinde mimarisi ile bir bütün olan resimlere sahip tek müze burası. Hundertwasser sadece yapmak için değil de, yaşadıklarını, tecrübe ettiklerini sanatına aktardığı için tüm çalışmaları da bir bütünün parçaları.

Resimleri bitkilerle olan bir hayatın içinden adeta taşıyorlar. İnsanların bitkisel çalışmalar yapmamalarını ve bitkilerle bir hayat yaşamamalarının nedenini, bu yaşam tarzının dikkat çekmeyen, üstün başarı gerektirmeyen, şaşalı olmayan ve yavaş yavaş büyüyen bir yaşam tarzı olmasına bağlıyor. Bu mütevazi yaşam şekli de tüketimi, hızı ve israfı destekelemediği için günümüzün toplum kurallarına uymuyor.

Hundertwasser cennetin dünya üzerinde olduğunu, dinler, dogmalar ve politik trendlerle verilen sözlerin sorgulanması gerektiğini hatırlatıyor. O da bazı mütevazi yaşayan ve tam da bu nedenden dolayı sahip olduğu yaşam enerjisinin ışığının gölgesinde kalanlar tarafından yargılandı. Yaptıkları yanlış anlaşıldı, reklam yapıyor denildi. Ama o yanlızca, tıpkı bir çiçek gibi kendine has bir yaşamın mümkün olduğunu göstermek istedi.

Bu dahi sanatçının eserlerinin üzerinizde yaratacağı etki anlatarak değil de tecrübe ederek olmalı. Eskiden donuk ve sıkıcı olan bu bina, şimdi mavi, beyaz ve siyah renkli duvarları, sarı pencereleri ve yemyeşil ağaçlı çatısı ile şehrin ortasındaki bir vaha.

“Cennet yanlızca kendi ellerimizle yapılabilir, doğanın özgün yaratıcılığı ve kendi yaratıcılığımızın ahenkli çalışmasıyla”

Gülenay Pema Antep

5 Ekim 2006

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s