Carnavale di Oristano

Maskeler. Binlerce değişik tasarım. Binlerce değişik kişilik. Binlerce farklı yüz. Ardından bakan gözlerin korkunç anlamlar aldığı maskeler.

Maske hep itici gelmiştir bana. Günlük hayatta bir sürü maske takılıyor, yapay maskeye ne gerek var diye Venedik Karnavalı’na yarı istekli gitmiştim.

Ama size Venedik Karnavalı’ndan yada maskelerin modern hayat şartları için geliştirilmiş iki yüzlü görevinden bahsetmiyeceğim.

Asil, gururlu ve esas görevinden bahsedeceğim.

Italya’nın güneyinde yer alan Sardunya Adası’na, Oristano şehrinde yapılan Sartiglia Karnavalı’na gidiyorum. Yanımda Paola Falchi var. Oristano’da, Paola’nın ailesinin evinde kalacağız. Italya’nın çeşitli şehirlerinde yaşayan adalılar karnaval zamanı adalarına geri dönerler. Paola’da beni aylar öncesinden davet etmiş ve karnaval hakkında bilgiler vermeye başlamıştı.

“Sartiglia”, binlerce sembolün ve sihirin, umudun ve acının karnavalı. Yüzyıllar boyunca devam eden törenin ve kültürün simgesi olan bir pagan geleneği. Paskalya başlamadan önce yapılan karnavalın son Pazar ve Salı günlerinde Oristano, Sardunya Adası’nın başkenti halini alıyor. Geleneklere göre Pazar günü yapılan “Sartiglia” tarım için, Salı günü yapılan ise marangozlar için düzenleniyor.

“Sartiglia”nın geleneksel amacı verimli toprak ve zengin ürün alabilmek için tanrıya yapılan dualar. Bu özelliği hâlâ hissediliyor. Antonio Caddesi, Vittorio Emanuele Caddesi, Mannu Meydanı kum ve samanla kaplanıyor, binlerce insan yolun kenarında heyecan ve tezahüratla bekliyor. Oristano halkının duygusal yoğunluğu, coşkusu ve sevgisi karnavala istisnai güzellikte bir atmosfer kazandırıyor.

Karnavalın kahramanı “Su Cumpoidori“, (Sardunya dilinde Sartiglia Kralı) önceden seçilen atlı kişi, yüzüne taktığı hem dişi, hem erkek olan maskesi ile tanrıyı sembolize ediyor. Karnavaldaki diğer atlılar da çok benzer bir maske takıyorlar. Herkes birbirinin aynı gözüküyor. Kişilik ve  karekterler yok bu karnavalda. Yanlızca bereket için yarış, güç, cesaret ve saflık var.

Oristano’da beni, kalabalık bir akdeniz ailesi sıcaklığı karşıladı ve karnaval boyunca da bırakmadı. Falchi ailesi Oristano’nun köklü ailelerinden. Ailenin kızları geleneksel olarak her yıl karnavala özel konumlarda katılıyor. Gece yarısı geldiğinde Paola’nın annesi özenle koruyup sakladığı kostümleri özel bir odaya çıkarttı. Odanın bir tarafında antika altın takılar masa üzerindeki kutulara yerleştirilmiş, kostümün içine giyilen beyaz gömleklerin dantelli olan kolları ve yakası kolalanmış, dolabın üzerindeki askılara yerleştirilmiş, diğer tarafında altın sırma desenli ceketler, ayakkabılar, son dakikaya kadar rulosu açılmayacak etekler, eşarplar, eşarp altlıkları kendilerine uygun birer yer edinmişler.

Bu gece kostümlerin üzerine altın aksesuvarların takılması gerekiyormuş. Öyle basit bir iş gibi gözükse de nasıl yerlerştirilecekleri konusunda yapılan müzakereler saatler aldı. Tüm bu olaylar gerçekleşirken yanımda birileri mutlaka neyin nasıl ve neden yapıldığı konusunda beni aydınlatıyordu. Kolyelerin nereden geldiği, eşarpların hangi renginin seçilmesi gerektiği ve nasıl kullanılacağı gibi ayrıntıların hikayeleri, sırları vardı.

Karnaval günü sabahı beni tatlı bir heyecan ve curcuna karşıladı. Oradan oraya koşuşuşturan kızlar, peşlerinden iğne ve ipliklerle anneleri, teyzeleri. Fotoğraf  kareleri almaya çalışan Italya’nın farklı şehirlerinden gelen akrabalar. Bir ara birisi “dikiş bilir misin?” sorusuyla birlikte iğne, iplik ve siyah kurdeleye bağlı bir broş tutuşturdu elime. Kurdele o kadar kısaydı ki kimin boyununa olacağını anlamaya çalışırken yanımda meraklı gözlerle bakan kırmızı eşarplı, dört yaşındaki Maria Francesca belirdi. O telaşla dikip boynuna taktım broşlu kolyeyi.

Evden koşar adımlarla çıkıldı. Herkes bir istikamete doğru koşarken bandonun sesi ve kalabalık iyice belirginleşti. Kendimi binlerce insanın arasında buldum. Paola ve ablaları kortejde yerlerini almışlar, bir yandan da bana nereye gitmem konusunda işaret ediyorlardı. Kıyafet giydirme töreninin yapılacağı özel salona gidiliyordu. Salonun  önüne geldiğimde dışarıda bekleyen yoğun bir kalabalıkla karşılaştım. İçeriye sayılı kişiler, özel davetiye ile girebildiğinden dışarıdakiler için bir barko vizyon kurulmuş, buradan görüntü sağlanıyordu. Halk nefesini tutmuş bekliyordu. Hafif buruk arkalarda bir yer edindim kendime. Tam o sırada kalabalığın arkasından birisi bana seslendi. Kafamı çevirmemle nefes nefese kalmış teyze Marila’nın elime bir davetiye tutuşturup hemen içeriye girmemi haykırması bir oldu. Kalabalığı yarıp içeriye girdim. İçerisi buğday ve çiçeklerle dekore edilmiş, özel bir platform kurulmuş, bando ve kortej hazır bekliyordu. Platform üzerinde bir adam ve iki yanında özel kostümlü kızlar vardı. Kimseden çıt çıkmıyordu.

Ben girdikten birkaç dakika sonra kıyafet giydirme töreni başladı. Karnaval günü boyunca hiç maskesini çıkartmayacak ve ayağı yere basmayacak olan “Su Cumpoidori“nin kıyafeti özel seçilmiş bakire kızlar tarafından (“Sas Massaieddas”) bando eşliğinde, kurallar dahilinde özenle giydiriliyordu. Kıyafet ve maske “Su Cumpoidori” nin üzerine tek tek dikiliyor, kendisinin kıyafetlere değmemesi için Sas Massaiedda’lar çok özen gösteriyorlardı. Bir saatten fazla süren giysi merasimi tamamlandıktan sonra özel seçilen ve hazırlanan bir at platforma yaklaştırıldı. “Su Cumpoidori” ayağı yere basmadan ata binmek zorundaydı. Yere basması kötü şansa delâletti. At bayağı zorluk çıkarttı. İçerideki ve dışarıdaki halk, fısıltılar halinde tedirginliklerini belli ediyorlardı. Ortam iyice gerilmişti derken bir hamle ile atın üzerine atladı. Bu andan itibaren o artık ölümlülerin arasına inmiş ve onlara bol şans getirip kötü ruhlardan koruyacak bir tanrıydı. Eline aldığı, ilkbaharı ve bereketi simgeleyen, yeşil kumaşa sarılı menekşe demeti “Sa Pippia de Maju” ile halkı kutsamaya başladı.

Kortej ve bando hemen arkasından yerini aldı. Karmaşada atlıların önüne geçebilmek için camdan atlamak zorunda kaldım. İspanyol ve pastoral kıyafetli üçer kişiden oluşan atlıların tam önündeydim. Aslında atlara bu kadar yakında olmak hiç akıl karı değil. Nitekim atlar kalabalık karşısında çok heyacanlı ve gergin oluyor ve hoş olmayan görüntüler yaşanıyor.

“Sartiglia” kelimesi Kastilya dilindeki “Sortija”, oda Latince’deki “Sorticola” dan geliyor.  Bu da kılıçlar (Sors) ve yüzük, yani şans demek. Atlıların koşacağı caddenin merkezinde ipe gerili bir yıldız yerleştiriliyor. Hızla gelen atlılar kılıçlarını bu yıldızın halkasından geçirmeye çalışıyor. Ne kadar çok yıldız alınırsa o kadar çok şans getireceği düşünülüyor. Atlılar yıldıza doğru yaklaşırken bando da ritmini hızlandırıyor. Heyecan, konsantrasyon ve binlerce kalp aynı yere odaklanıyor. “Su Cumpoidori” dört nala geliyor, geliyor, bando hızlanıyor, kılıcını paralel hale alıyor vee yıldızı alıyor.. Tüm tribünler ayakta… Bende.

Daha sonra seçilen maskeli atlılar da şanslarını deniyor. Her yıldız alındığında veya pas geçildiğinde büyük gürültü kopuyor tribünlerden. Yarışın bu caddedeki bölümü sona erdiğinde yine koşturarak karnavalın diğer yarısının yapılacağı caddeye geçiyoruz.

Bu bölümde atlılar üçer kişilik gruplar halinde akrobasi hareketleri yapacaklar. Süratli giden atlar üzerinde yapılan bu gösteriler sakatlıklarla, hatta ölümle bile sonuçlanabiliyor. Bir apartmanın ikinci katında yer alan dairenin, uzun mu uzun balkonunda, ada kurabiyeleri ve yerel şarap eşliğinde gösteriyi seyrediyoruz.

Salı günü aynı tören ufak detay değişiklikleri ile tekrar yapılıyor. Bu sefer Paola törene katılmadığı için sabah erkenden atların hazırlandığı ve minik partilerin verildiği ağılları ziyarete gidiyoruz. Atlar el yapımı takılarla süsleniyor. Karnaval sonundada adalılar bu süslerden alabilmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlar.

Pazartesi günü  Oristano’ya yaklaşık bir saat uzakta bir dağın tepesinde yer alan Santu Ulu kasabasının karnavalına gidiyoruz. Bu karnaval çok daha mütevazi olduğu gibi farklı, sıcak bir atmosfere sahip. Daracık sokaklar boyunca sıralanmış evlerin kapıları açık, şarap ikram ediliyor. Halk zaten dar olan sokakta atlılar yaklaşırken ezilmemek için evlerin içine kaçışıyor. Atlılar geçince herkes tekrar sokaklara doluşuyor. Virajlı sokaklar nalların yere vurmasıyla çıkan seslerle yankılanıyor. Spiker, ancak başkangıç noktasında görebildiği atlılar hakkında kafasına göre yaptığı yorumlarla seyredenleri kırıp geçiriyor.

Gece bastırdığında adalı olmamanın verdiği rahatlıkla kasabanın yağız delikanlılarının yerel pagan şarkılarını söylediği, tamirhaneden bozma bara girip maske takmışçasına kimliksiz hissedip, şarkıların büyüsüne kapılıyorum.

Gülenay Pema Antep

Oristano Festivali'nin renkli videosunu buradan izleyip kendinizi
orada hissedebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s