renaissance4

Öncelikle Kötülük ve Kötülüğün Aşılması üzerine ilk bölümü okumanız bu bölümü anlamanıza yardımcı olacaktır. Birinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.

“Olay her zaman, bilincin ve enerjinin tezahürü ve yoğunlaşması ile ilgilidir. Enerjinin akıp akmayışı ve yoğunlaştığı zaman aldığı form, ‘ardındaki’ bilinç haline ya da o anda yaratımın özündeki özelliğe bağlıdır.

Aynı şekilde, yıkım bilincin başka bir hatalı formudur. Ya doğrudan davranış ile ifade bulur ya da dolaylı olarak inkar, tembellik ya da yaşamı reddetme şekillerinde yönlenir. Bu nedenle sözde negatif duygular aslında arzu edilenlerdir. Örneğin, öfke yaşamı ilerletebilir ve yaşamı red halini önlemeye yönlendirilebilir. Öfkeyi inkar etme durumu ise; düşmanlığa, caniliğe, kine, kendinden nefret etmeye, suçluluğa, başkalarını ve kendini suçlama arasındaki kafa karışıklığına döner. Dolayısıyla da yıkıcı enerji akımıdır.

Enerji statik-durağan olmadığında, hareket etmesine izin verildiğinde ölüm yersiz olur ve aşılır. Bu öncelikle zihin seviyesinde gerçekleşmelidir.  Böylelikle artık özünde daha fazla inkar edilmez ama asimile edilir. En zorlandığınız yer, işte tam olarak budur. Hatta o kadar zorlanırsınız ki; içinizde halihazırda kötülükten ve yıkıcılıktan bağımsız olan özgür, temiz, iyi, güzel ve ilahi yönleri unutmaya meyledersiniz.

Tüm çabanız ve iyi niyetiniz harikuladedir. Hatta vicdanınızın sızlaması, yersiz suçluluk hissiyatına tahammülsüzlük, bilincinizin en güzel ve en iyi tezahürlerinden doğar.

İçinizdeki kötülüğü inkar edip, yok sayıp, tecrübe etmekten kaçındıkça; içinizdeki iyi olanları da inkar edip, yok sayıp tecrübe edemezsiniz. Şu andaki formu ne kadar çirkin olursa olsun, içinizdeki herhangi bir yönünüzü reddettiğinizde, kim olduğunuzla ilgili algınızı bozmuş olursunuz.

Buradaki temel anahtar; kötülüğü tamamiyle entegre edip, orjinal doğasını ve yaşayabileceği yeri anlayıp, yeniden orjinal formunda tezahürüne imkan vermektir. Amacınız bu olmalıdır dostlarım. Kötülüğü inkar ederek iyi olmaya çalıştığın, henüz olamadığınız ve hatta hiç olamayacağınız bir şey için kendinizi zorladığınızda, ıstıraplı bir içsel bölünmeye neden olursunuz. Bir yarınızı inkara ve içinizdeki yaşam güçlerini paralize etmeye devam edersiniz. ‘Hiç olamayacağınız bir şey’ diyorum, çünkü içinizdeki hayati bir bölümü yok etme ya da büyülü bir şekilde ortadan kaldırma beklentisi ile içinizde bütün olamazsınız. Hatta en yıkıcı yönlerinizin içinde yer alan ve özde istenilen tüm kreatif enerjiyi inkar ettiğiniz sürece bu bütünlüğü koruyamazsınız. Düzeltilmiş bu davranışı geliştirmelisiniz.

Bu kabullenme hali istenmeyen yönlerinize göz yummak, bahane bulmak ya da rasyonalize etmek manasına gelmez. Tam tersi, bunun anlamı istenmeyen yönlerinizi tamamiyle tanımak, dürüstçe ifade etmek, bahaneler bulmadan ya da başkalarını suçlamadan ve aynı zamanda çaresiz ve kendini reddeden hallere girmemek manasına gelir.

Zorlu bir hareket gibi gözüküyor değil mi? Eğer samimi çaba gösterir ve bu amaç uğruna gerekli rehberlik için gerçekten dua ederseniz bu davranışa sahip olabilmek gayet mümkün.

Çirkinliğinizi daha fazla inkar etmezseniz, daha fazla güzelliğinizi inkar etmek zorunda kalmazsınız. Her birinizde halihazırda özgürce bulunan o kadar çok güzellik var ki! Aslında reddettiğin, yok saydığın ve algıyıp tecrübe edemediğin güzellikler tezahür ediyorsun! Ve sadece potansiyelden bahsetmiyorum, geliştirilecek güzellikten bahsetmiyorum; şimdi ve burada var olan güzellikten bahsediyorum.

Bunu düşünebilir ve bunun için dua edebilirsiniz, tıpkı çirkinliğinizin farkındalığı için dua ettiğiniz gibi. Sadece birini değil, ikisini de algılayabildiğinizde, kendinizin ve yaşamın hakiki algısına doğru kayda değer bir adım atmış olacaksınız. Artık sizi ikiye bölen şeyleri uyumlu hale getirebilirsiniz.

Her an ikisinin de , çirkinliğinizin ve güzelliğinizin farkında olarak, diğer insanlarda da bu iki özelliği görmeye başlayacaksınız. Yıkıcı yönlerini gördüğünüz insanları tamamiyle reddedip, dışlama eğilimindesiniz ve kendinize de tıpkı bu şekilde davranıyorsunuz. Ya da iyiliğe ve güzelliğe duygusal olarak tepki verirken, gerçek dışı bir şekilde içerideki çirkinliğe kafanızı çeviriyorsunuz. İçinizdeki ikililiği-dualiteyi henüz kavrayamıyorsunuz ve bu nedenle başkalarının içinde de göremiyorsunuz. Bu durum sürekli olarak çatışma ve anlaşmazlık doğuruyor. Dualiteyi kabul ettiğiniz taktirde gerçekten aşabilirsiniz.

Bilinç karanlık olduğunda ya da farkındalık engellendiğinde; bilincin gelişmesi, entegrasyonu ya da aşmışlık mümkün olamaz. Kötülük katiyen kabul edilemez olarak görülmeye ya da ilahi yaratıcı enerji akımının bozulmuş hali olarak algılamada başarısız olduğumuzda, o zaman kötülüğün gerçek manası engellenmiştir. Bu tür bir farkındalık eksikliği ve bozulmuş bakış açısı, yaratıcı sürecin kendisini inkar ve paralize etmenize neden olur.

Ara sıra konuşmalarımda yıkımın ve bozulmanın ana kaynaklarını işaret ediyorum; kendi bildiğini okuma, gurur ve korku. Kabaca bakıldığında bu üç özelliğin kötülüğün kendisi olan kin, vahşet, kıskançlık, düşmanlık ve bencillikten daha fazla sorumlu olduklarını söylemek garip durur. Nasıl olur da gurur, kendi bildiğini okuma ya da korku, örneğin nefretten daha yıkıcı olabilir? Bu tür bir sorunun cevabı çok basit. Göre göre yıkıcı olan davranışlar hiç bir zaman gerçek kötülük olamazlar. Eğer onları gerçekten tanırsanız, akışta kalırsınız. En büyük nefret, en acımasız kin, en şuursuz vahşet dürtüleri, gerçekten samimi ve dürüstçe itiraf edildiklerinde, inkar edilmeden, bastırılmadan ama tamamiyle kabul edildiklerinde, hiç bir zaman zararlı olmazlar. Belirli ölçüde görülüp, yüzleşilip ve itiraf edildiklerinde bu tür duyguların yoğunlukları azalır ve er ya da geç yaşam veren enerjiye, akışa dönüşür.

Nefret sevgiye, acımasızlık sağlıklı agresyona ve kendini ortaya koyabilmeye, durağanlık neşe ve zevke dönüşür. Bu kaçınılmazdır.

Söylediğim sırf bir teori değildir. Birçoğunuz bu dönüşümü, doğru bir kişisel-kabul yaşama şansı yakaladığında tecrübe etti.

Ancak bu anlayış için gerçekten çaba vermelisiniz, ta ki bu anlayış sizin doğanız haline gelip, artık unutulmayıncaya kadar.

Kör bir şekilde, kendinizi haklı çıkararak yıkıcılığınızı ifade ettiğinizde, kötülük ifade edersiniz. Kötülüğün varlığını inkar ettiğinizde içinizdeki hayati yaşam enerjisini durağanlaştırırsınız, cerahatın toplanmasına neden olursunuz.

Kötülüğe meydan okuduğunuzda, ne onu inkar etmiş ne de onu şuursuzca ifade etmiş olursunuz. Bu hal yaratıcı enerji akışınızı serbest bırakır.

Gurur, kendi bildiğini okuma ve korku inkarın formlarıdır ve inkar ettikleri kötülüklerden daha tehlikelidirler.

Bu yoldaki arkadaşlarım bunun ne kadar doğru olduğunu tecrübe ettiler. Kötülük belli derecede yüzleşilince, kişisel-kabul, kendinden memnuniyet, yeni enerji, daha derin sevgi ve zevk takip eder.

Ancak gurur, kendi bildiğini okuma ve korku bu şifalı davranışı imkansız kılar. İnat, yani kendi bildiğini okuma hali, şimdiki gerçekliği kabule isteksizdir. Şimdiden daha yüksek bir bilinçte olmayı diler, hali hazırda olduğundan daha iyi olmak ister. Ama bunu başaramaz çünkü itiraf etme konusunda kendi bildiğini okuyan bir kişinin bundan büyüyüp çıkabilmesi mümkün değildir. Kendi bildiğini okumak, katılık doğurur ve katılık yaşam akışına terstir. Kendi bildiğini okuyan şöyle der; ‘Gerçekliği şu an olduğu gibi kabul etmiyorum; benim istediğim şekilde olmalı ve bu konuda ısrar ediyorum’. Bu tavır anda tezahür eden gerçekliğe katılımı imkansız kılar.

Gurur şöyle der; ‘Ben içimde böyle çirkin özellikleri istemiyorum’. Oysa ki gerçek, hem esneklik hem de tevazu gerektirir. Aynı zamanda cesaret…

Korku, çirkinliği kabullenmenin ve tanımanın onu dayanılamaz yapacağını zanneder. Demek oluyor ki, korku da merhametli Yaradılışa olan haklı inancı inkar eder. Bu bakış açısı varolanı, mahkum eden, imha eden, tehlikeli ve kaotik manasına getirdiğine göre, bu mantıklı dizisi bize dünyanın hilekarlık, yapmacıklık ve olumsuzluk üzerine kurulduğu varsayımını getirdi. Bu düşünceler binde bir dile getirilse de -çünkü manasızdırlar-, birçok birey farkında olmadan yaşamlarını bu varsayım üzerine kurmuştur. Davranışları, bu altta yatan yaşam şeklini ifade eder.

Kendi bildiğini okumayı bırakmak demek, kendini özgürce ifade etme ruhunu yok etmez. Ne de kötülüğü ardında saklayan gururu bırakmak,  haysiyettini yok etmez.

Kötülük, ondan korkmaktan vazgeçtiğinde seni ele geçirip, etkisi altına alamaz.

Hiç bir zaman yıkıcı dürtünün kendisi gerçek zararı ve hasarı vermez, her zaman ona olan davranış şekli verir. Bu yüzden negatif yönlerini kabul edip birleştiren kişiler, endişeli beklentilerinin tam tersine muazzam bir sürprizle karşılaşırlar; kendilerine saygıları ve sevgileri artar.

Dolayısıyla, dostlarım, öğrenmeniz gereken budur. Her biriniz için hala katedecek çok yol var, kelimeler her ne kadar tanıdık gelse de.

Şu ana kadar geldiğiniz yer, bu kelimelerin gerçek etkilerini yaşatacak yer değil. Bunu daha da yaptıkça; yaşamınızda neşe artacak, kaderinizi yönlendirmede daha etkin olacaksınız. Ego kontrolü ile değil, halihazırda elinizde olan yaşam enerjisi ile gerçek yaratma kapasitenizi kullanarak yapacaksınız.

Anahtar, içinizdeki yıkıcı güç ile buluşmaktır. Buluşun ki onu tekrar orjinal doğasına dönüştürebilin ve dolayısıyla da tüm varlığınızla uyumlayabilin.

Herhangi bir soru var mı?

Soru: Konuşmanıza göre içimde bazı şeylerin yanlış, kötü olduğunu hissediyorum. Ve kendimi suçlu hissediyorum. Örneğin, çok fazla para harcıyorum. Kendimin bu yönünü tamamen inkar ediyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz?

Cevap: Bu güzel bir örnek. Bunun gibi daha fazla kişisel problem duymak istiyorum ki, onlar üzerinde spesifik olarak size yardımcı olabileyim. Şimdi, tarif ettiğin şey çok tipik. Yıkıcı dürtüne dair her şeyi inkar ediyorsun. Dolayısyla da çözümsüz bir çıkmazla yüzyüzesin: Ya çok para harcamak ve sorumsuzca davranmaktan aldığın zevki bırakacaksın, ki bu şekilde düzgün, olgun, gerçekçi, sorumlu ve güvende olacaksın ya da bu negatif özellikten zevk almaya devam edeceksin ama bu da sana kendi hayatını yönetememekle ilgili muazzam suçluluk, kendini mahrum etme, güvensizlik, ve korkuya mal olacak.

Eğer, aşırı harcama yapma ve sorumsuz davranma dürtüsünün ardında haklı bir zevk alma, gelişme ve yeni tecrübeler kazanma özlemi olduğunu görürsen, o zaman bu çıkmaz durum yok olmaya başlar. Bir başka deyişle, bu arzunun özünü yıkıcılığını ifade etmeden, kapsamalısın. Böyle yaptığında, arzunu gerçek bir şekilde ve sonunda seni mağlup etmeyecek bir şekilde yerine getirme konusunda çok daha az zorlanırsın. Şimdi tipik bir ‘bu ya da şu’ problemi ile boğuşup kalıyorsun. Eğer sorumlu olmak, az zevk ile yaşamak ve kişisel ifadeni sınırlamak manasına geliyorsa nasıl olur da gerçekten sorumsuzluğu bırakmak isteyebilirisin ki? Ve gerçekten sorumsuzluğu bırakmak istemediğin için, suçlu hissediyorsun. Dolayısıyla da içindeki hayati ve haklı bir yönü, yaşamı tam anlamıyla zevkle dolu dolu yaşamak isteyen bir yönü reddediyorsun, ama henüz bunu başkalarını kullanmadan ya da asalak gibi olmadan nasıl yapacağını bilmiyorsun. Ancak, bununla birlikte, sorumsuzluk altında yatan mutluluk için çabalayan harikulade gücü tam olarak kabul edip değer verebilirsen, o zaman başkalarının haklarını ihlal etmeden, kendi denge yasalarını bozmadan ona nasıl bir ifade kazandıracağını bulacaksın. Endişe, huzursuzluk, suçluluk ve iyi yönetememenin gereksiz ücretini ödemek durumunda kalmayacaksın. Ödemeyi sadece, kısa süreli zevk için huzurunu kurban ettiğinde yaparsın.

Kişisel disiplin ve dürüstlüğü harmanladığında, aldığın zevk daha derin, daha kalıcı ve suçluluktan tamamiyle özgür olur. Eğer zevk alma arzusunu öz disiplin ve sorumlulukla bağdaştırabilirsen, o zaman içindeki ‘Ben yaşamdan zevk almak istiyorum. Evrende sonsuz ihtimalde bereket var. Mümkün olabilecek şeylerin limiti yok. Tecrübe edilecek harika şeyler var. Çok güzel ifade şekilleri var. Kişisel yıkımı doğurmayan, uyumlu ifade şekilleri bulabilir ve onları kullanabilirim. Bunları idrak edip, yaşamıma getirebilirim. Kişisel-sorumluluk ve öz disiplin ihtiyacı, onların en derin anlamlarıyla yaşamımda artan neşe ve ifadeyi mümkün kılacak. Bu özellikler olmadan, yoksunluk ve çatışma içinde kalacağım’.

Yaşam zevkini ve kişisel ifadeni arttırma amacıyla kullanabileceğini öğrendiğinde, disiplin geliştirmek çok daha kolay olacak ve bunu gerçekleştirebilmek için gerekli azim de artacak.

Değerli dostlarım, size oldukça dikkat vermenizi gerektirecek yeni materyal vermiş oldum. Spesifik durumunuza ışık tutmak üzere kullanın. İçinizdeki en derin yeri açarak bu materyali uygulayın. Sadece teorik, genel anlamda kullanarak uygulamayın. İçinizdeki korku ve suçlulukla neyi inkar ettiğinizi, dolayısıyla da içinizde en iyi olan neyi paralize ettiğinizi görmeye çalışın.

Aranızda, kendiniz hakkında cesaretsiz ve ümitsiz hissedenler, size yalnızca şunu söyleyebilirim, bu şekilde hissettiğinizde ilüzyonda ve hatalısınız. Bunu idrak edin ve gerçeklik isteyin, çünkü ümitsizlik için hiç bir neden yok, ve zorlu zamanlar onları anlayıp üzerlerinde çalışarak onları basamak taşı yapıp, yaşamımızı daha fazla ışığa ve kişisel ifadeye açmak için varlar.

Sevgi ve nur alabilmeniz niyetiyle, sevgili dostlarım, huzur içinde kalın”

– Rehber

*Gülenay Pema’nın verdiği eğitim ve makalelerden haberdar olmak istiyorsanız sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.