good_and_evil‘İnsanoğlu, hem kendi, hem de diğerlerinin içersindeki yıkıcı güçlerle nasıl yüzleşeceği konusunda sürekli yüzleşir. Bu problem insanoğlunun varoluşuna kadar gidip etrafında felsefi görüşler ve teoriler üretilirken hiç bitmeyecekmiş gibi durur.

Arayışınız direk ya da dolaylı olarak bu büyük konu etrafında dolaşır. Tüm acılar aslen kişinin kendi yıkıcılığından, negativitesinden ya da kötülüğünden gelir. Bu problemin çözümünde karşılaştığınız en büyük zorluk ise dualite sistemi içersinden çözüm arıyor oluşunuz. İki zıt güç yaratırsınız: yıkıcı olanın karşısında yapıcı olanı, iyi ve kötü. Dualite ile ikilik ile içiçe olduğunuzda problemi çözemezsiniz. Bu durumda da içinizde hangi yıkıcı şey varsa yok sayar, reddeder, yan çizer ya da bastırırsınız. Sonuç olarak, yıkıcılığınızın yarı farkında ve nasıl tezahür ettiğini görmekten yoksunsunuzdur. Diğer bir deyişle, yıkıcı ve çok zarar veren eylemler yapmaya itilirsiniz, dolaylı olarak. Ve suçluluk hissi sarar çünkü yokemeyi umduğunuz kötülük, bastırıldığında ve dolaylı ifade bulduğunda artış gösterir. Dualistik yaklaşımla kendi içinizde ikiye bölünürsünüz çünkü gerekli olan, kreatif enerji kaynağı olan koca bir yönünüzü reddetmişsinizdir. Bu kreatif enerji olmadan hiç bir zaman gerçek manada bütün bir insan olamayız.

İstenmeyen yönlerinizi bastırdığınızda farkındalık hissiyatınız sönükleşir. Daha az farkında olduğunuzda, daha zayıf olur, dolayısıyla da kafanız daha da karışır ve bunu ya da herhangi bir problemi çözmeniz güçleşir.

Kalbin yolunda, tabiki öncelik, bu istenmeyen yönlerle yüzleşip, kişinin kendisinden kaynaklanan körlüğü kaldırmaktır. Bu yüzleşmeyle tekrar tekrar karşılaşırsınız, korktuğunuz zarara yol açmadan, yaşamsal enerjinizi uyandırıp, daha bütünsel bir insan olarak.

Hepiniz için geçerli olan problem ise, ortaya çıkan istenmeyen şeylerle nasıl başa çıkılacağı.

Meditasyon çok önemli, çünkü yüksek zihin olmadan, küçük zihin değişim getirme kapasitesine sahip değildir. Aynı zamanda net bir konsept ve ana hatlar gerekir. Zihinsel konteptleriniz daha hatasız olmalı, hakikatle hizalı, aksi halde sahte fikirler ya da belirsizlik, blokaj oluşturur.

Örneğin, eğer içindeki yüksek zekayı yıkıcı güçleri yok edici olarak görüyorsan, meditasyonun ve yardım çağrın cevapsız kalacaktır. Tüm belirsiz ve yanlış anlaşılmış süreç yolda takılacağınız blok demektir.

Bir çok din bu büyük kötülük sorusuna dualistik bir yaklaşımla gelir, iyi olana karşıt güç olarak. Dualistik yaklaşım kendi kendinden korkunu ve suçluluk hissini körükler, dolayısıyla sadece ruhunla uçurum yaratır.

Korku ve suçluluk enerjileri seni iyi olmaya zorlamak için kullanılır. Kör, bastırılmış ve suni yaşam konsepti olumsuz sonuçlu kendi kendini sürdüren kalıpları beraberinde getirir.

Bunun yanında kötülüğün varolmadığını, ilüzyon olduğunu varsayan felsefeler de vardır. Bu felsefenin doğruluğu, kötülüğün tehlikeli olduğunu, yaşamı yok eden bir güç olduğunu ve mutsuzluk ve acı getirdiğini savunan dini karşıtı kadardır.

Sadece tek bir kreatif gücün varolduğu gerçeği temellilinde kötülüğün ilüzyon olduğunu varsaymak doğru olur. Burada birlik vardır, çünkü dualiteyi aşmış olanlar için bilincin içinde her şey tektir.

Kötülüğün yok sayılması, hakikat düzleminde hayali düşünce, daha ileri körlük ve benliğin reddine sürükler; ki bu da farkındalığı arttıracağına azaltır. Gerçekliğin sahte bir resmi yaratılmıştır, şu andaki insanoğlunun halinin resmi gibi.

Kötülüğün bu iki farklı görüşü de baskılanmaya yol açar, aynı şekilde kötülüğün onaylanması da daha fazla yıkım olasılığına. Bu durum kendini beğenmişlik odaklı eylemler gibi istenmeyen şeyleri aklamaya ve göz yumaya yol açar. Burada bastırılan suçluluk duygusudur, ki bu da dualitede daha fazla kopuş yaratır.

Gelin, şimdi bu problemle her iki tarafın çukurlarına düşmeden baş etmenin yollarını bulmaya çalışalım. Kötülüğe olan bu iki genel yaklaşımı uzlaştıralım.

Hepiniz, istemediğiniz davranışlarınız, özellikleriniz ve karakter yönlerinizle yüzleştiğinizde ne kadar huzursuz, korkmuş ve endişeli olduğunuzu yaşamışsınızdır. Bu reaksiyon daha derin bir şekilde anlaşılmalıdır. Reaksiyonlara şaaşalı isimler verilerek ya da öylece kabul edilerek oldukça çok duyarsızlık yaratıldı.

Korkulu, rahatsız ve huzursuz reaksiyonlar aslında ‘Bu benim içimde olmamalı’ ifadesidir. Acı içinde karşınıza diktiğiniz tüm savunmalar sizi sadece başkalarının kötülüğünden korumak için değil, kendi kendinizden korunmak içindir. Huzursuz hissettiğin her zaman nedenini incelersen, her zaman göreceksin ki, dışardaki kişinin ya da olayın ne kadar tehtidkar olduğundan bağımsız olarak nihayetinde kendi kötülüğünden kaygılısındır. Bu aşamadan sonra bu kaygıyı net kelimelerle dile getirir, içsel düşünceni söze çevirirsen bazı davranışların ya da hislerin ‘bu bende olmamalı’ şeklinde tercüme bulduğunu görür ve kötülüğe karşı olan davranışınla daha iyi yüzleşebilirsin. Bu konuya daha sonra geri döneceğiz.

Buradan sonra, yan çizme huyu yerine, ki bu huy duygusal hastalık, problem ve acı besler, korkunu ve ardındaki düşünceni yakalıa: ‘böyle olmamalıyım’. Eğer bu korku yadsınırsa, problem daha da kötüleşir.

Bu yolda amacımız, tam olarak kötülüğü bilmek ve kabul etmektir.

‘Kabul etmek’ ifadesi daha iyi bir ifade olmadığı için kullanılıyor ancak genelde manası ifadenin gerisinde kalıyor, dolayısıyla kabullenişin nasıl ortaya çıktığına dikkat vermek gerekir. Çünkü ancak kabulleniş gerçekleştiğinde kötülük doğru bir şekilde entegre edilir ve tekrar şekil verilir. Ki ancak bundan sonra çarpıtılmış olan bu gücü dönüştürebilirsin.

Bir çok insan, içindeki ek kötü şeyin özünde yüksek derecede arzulanan yaratıcı güç, evrensel akış ve enerji olduğunu unutmuş ya da yadsımışlardır. Ta ki bunu gerçekten idrak edince, dostlarım, ancak ondan sonra her türlü yönünüzle baş etmeyi öğreneceksiniz..

Neredeyse tüm insanoğlu, çok çok az istisnalar hariç, sadece küçük bir yönleri ile başederler. Kişiliklerinin görece küçük yönlerini kabul edip, yanlızca bilmek istediklerini bilirler. Bu limitli bakış, tabiki, büyük bir kayıptır. İçinde şimdide tezahür eden istenmeyen yönlerin farkında olmamak onları halihazırda net, özgür, arı ve iyi olana kapatır. Aynı zamanda bu bir çok kişiyi kendilerini sevmekten ve saygı duymaktan uzak tutar çünkü ilahi miraslarını gerçekten algılamamışlardır. Halihazırda tezahür eden iyilik gerçek dışı, hatta sahte görülür, çünkü içlerindeki yıkıcı elementlerle uğraşmayı reddederler. Ancak bundan daha da temel ve elzem şey şudur ki, istenmeyen yönlere kendini kapatmak cansız ve paralize kalmayı doğrurur, ve bu da değişim getirmez.

Benliğin kötü yönünü algılamak ve yıkıcılığı kabul etmenin ağır bir bedeli varmış gibi durur ama gerçekte bu böyle değildir. Tam tersi inkarın bedeli devasadır. Yıkıcı dürtü ve arzularını üzerlerini örtmeden, onlarla tanımlanmadan kabul etmenin yolunu bulana kadar bir müddet kafa karışıklığı ile uğraşabilirsin. Bu tür dürtü ve arzuları, yansıtmadan, kendini haklı çıkarmadan, kendini beğenip aklamadan, bir taraftan başkalarını suçlayıp diğer taraftan ehli keyif, inkarda, bastırmada ve kaçışta olmadan gerçekçi bir şekilde değerlendirmeyi öğrenmelisin.

Bu tür bir anlayış, sürekli olarak içindeki yüksek güçlerden ilham almayı, uyanış yolunda yardım için aklı başında talepleri ve bu yıkıcı yönlerle baş edebilmek için uygun metodolojiyi gerektirir.

Ne zaman hoş olmayan bir duyguda, tehtidkar bir durumda, kafa karışıklığında ya da karanlıkta kalırsan, emin olabilirsin ki dışsal faktörler ne olursa olsun, problem inkarın, kendi yıkıcı davranışlarınından korkun ve bu davranışlarla baş edişindeki bilinçsizlik kaynaklıdır. Bunu itiraf etmek hemen bir rahatlama hissi açığa çıkarır ve neredeyse anında bu negatif güçleri pasifize eder. Bu gücü kapatmayı değil, nasıl entegre edeceğinin adımlarını öğrenmelisin.

İlk adım, yıkım ve kötülüğün kendi başına ayrı bir güç olmadığı teorisini uygulamaya almaktır. Bunu genel felsefik bir yakşalımla düşünmemelisin. Daha ziyade, seni suçlu ve korkak hissettiren spesifik yönlerini alıp, kendinde ve başkalarında bulduğun tüm hoşnutsuzluklara uygulamalısın. Bazı tezahürler ne kadar çirkin olursa olsunlar, ki bu vahşet, nispet, küstahlık, küçümseme, bencillik, umursamazlık, hırs, aldatma ya da herhangi bir şey olabilir, şunu idrak etmelisin; tüm bu özellikler birer enerji akımı, özünde iyi, güzel ve yaşamı onaylayan.

Araştırmanızı bu yönde sürdürdükçe şu ya da bu spesifik kötü dürtünün aslında özünde iyi bir güç olduğunu anlayacak ve tecrübe edeceksiniz. Bunu anladığınızda, düşmanlığı dönüştürmüş, istenmeyen yıkıcı kanallara doğru yönlendirilmiş ve dolayısıyla donmuş ve cansızlaşmış enerjiyi özgürleştirme yönünde belirgin bir içsel yol kat etmiş olacaksınız. Bu çirkin kişisel özellikler üzerinde içgörünüzü net bir şekilde görün, ne olurlarsa olsunlar, onlar istediğiniz yönde kullanabileceğiniz güçtür. Şimdi düşmanlık, kıskançlık, nefret, öfke, sertlik, kendine acıma veya suçlama şeklinde tezahür eden bu aynı güç, kendin ve etrafındakiler için mutluluk, sevgi, gelişim inşası için kreatif enerjiye dönüşebilir.

Negatif özellikler listesi uzatılabilir, ama buna gerek yok çünkü aynı şeyin varyasyonlarıdır. Hepiniz bu özellikleri içinizde biliyorsunuz, ya da en azından bilmeye başladınız. Ama yine de, bu açıklamalardan sonra dahi, kendinizde hoşlanmadığınız şeylerin özünde gerçekten istenen kreatif güç olduğunu anlamanız henüz mümkün değil. Hoşunuza gitmiyor çünkü şu anda tezahür ettiği form hoşunuza giden şekilde değil. Diğer bir deyişle, gücün tezahür ettiği şekil istenilmiyor ama bu enerji akımının ardındaki tezahürün kendisi istenilen, çünkü bu yaşamın kendisinden doğan olduğunu idrak etmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Muhteviyatı bilinç ve yaratıcı enerjidir. Yaşamı tezahür ve ifade etmeye, yeni yaşam yaratmaya dair tüm olanakları içinde barındırır. Yaşamın en iyilerini, tecrübe ettiğin şekilde ve daha fazlasını barındırır. Öyle ise, karşınıza yaşamda en iyi olarak açığa çıkan içerisinde en kötü olma ihtimallerini de barındırır. Tüm yaşamın tezahür olasılıklarını zihninizde canlandırırsanız, çünkü yaşam sürekli bir akışta, harekette, sürekli bir süreçtedir, o zaman sonuçlara bağlı kalamazsınız, bu hata, karışıklık ve dualite yaratır.

İçinizdeki kötülüğü yok sayarak, tüm kişiliğinize, tezahür etmekte olan maneviyatınıza tahmin edebileceğinizden daha büyük bir zarar vermiş olduğunuzu anlıyacaksınız. Çünkü yadsıyarak, içinizdeki enerjinin ve yaratıcı gücün gerekli bir yönünü pasifize etmiş oluyorsunuz, dolayısıyla da cansızlaşırlar. Bu cansızlık, çürümeye yol açar. Madde durağanlıktan, hareketsizlikten çürür. Bilinç için de aynı şey geçerlidir: durağanlaştığında çürür.

Yaşam sürekli bir akıştır. Durduğunda, ölüm geçici olarak tezahür eder. Yaşam ebedi olduğuna göre, ölüm sadece geçici olabilir. Bu sadece insanoğluna değil tüm varlıklara uyar, aynı zamanda madde ve enerjiye de. Enerji akışı durduğunda, ölüm ortaya çıkar ve enerji tekrar serbest kalıncaya kadar sürer. Bu tezahürün kendisi ve aynı zamanda bu bilinç alemindeki ölümün diğer manasıdır.

Bu prensip objelere de uyar: Bir şey bozulduğunda ya da dağıldığında içindeki enerji sabitlenmiştir. Bu sabitlenen enerji bir zaman gelir tekrar akmaya başlar, belki de bu tezahürden çok daha sonra.’

– Rehber

Makalede kötülüğün adım adım aşılmasını anlatan bölümleri yakında paylaşacağım.

*Gülenay Pema’nın verdiği eğitim ve makalelerden haberdar olmak istiyorsanız sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.