Yansıma 

Karşımda oturmuş bakışlarımı tutuyorsun, bana bakmak yerine.

Yavaş konuşuyorsun, kelimelerini dikkatle seçip… Kelimelerin kendini güvende hissettirecek, özgürlüğünden ödün vermeyecek ve herhangi bir yanlış anlamaya ve sorumluluğa mahal vermeyecek özende seçiliyor. İfade etmek istediklerin değil de, kullanmak istediğin kelimeler bunlar.

Gerçek anlamlar o gözlerin, ses tonunun ardında saklı.

Söylediğini söylemiyorsun ve sorgulanmaya ya da test edilmeye imkan vermeyecek netlikte konuşuyorsun.

Bana doğru geldiğini hissediyorum. Sanki içinden bişi bana doğru akıyor. Bana geliyor musun yoksa beni çekiyor musun? Bilmiyorum, hissediyorum ama görmüyorum, hareket etmiyorsun.

Kelimelerini duyuyorum ve almam gerektiğini düşündüklerini… alıyorum. Aynı yerden devam ediyorum ben de, deyindiğin konulara, duyduklarıma uyarak, gerçek duyduklarıma değil. Evet, aramızda koca bir fil var ve biz görmezden geliyoruz.

Kalbinin arkasındaki resmime bakıyorum. Zihninin gizli odalarında geziniyorum, benimle dürüst muhabbetler ettiğin… Şu andaki gibi değil, şu an herşey gözlem ve koruma altında.

O gizli odalarda yanlız mı olduğunu sanıyorsun… ben oradayım. Gecenin sessizliğinde beni çağırıyorsun oraya, çıplak ve yalın düşüncelerine.

Sesin hipnotize eder gibi, benimse zihnim seyyah olmuş. Üzerinden dolaşıp, labirentine iniyorum. Tam ortasında saklanmış bir çocuksun. Beni çağırıyorsun ve kahkahalar atıyorsun seni hiç bulamacağım diye. Yukardan, gülmediğini ve bunun çocukça bir oyun olmadığını görebiliyorum. İki büklüm olmuş, sana ulaşmam için bana yalvardığını duyuyorum. Orada yanlız ve kayıpsın, ama güvenli diyorsun kendi kendine.

Bu duvarlar korkularını mı dışarda tutuyor yoksa tutuklu musun orada?

Ölü koridorlarda delicesine seni arıyorum, çağırıyorum. Korkuyorum ve panikliyorum. Bu karmaşayı delmek için kısa yollar arıyorum. Kulaklarım kahkahanı duyuyor, kalbim ağladığını hissediyor.

Ben bu labirente defalarca girdim ve seni hiç bulamıyorum. Ben harap olurken, sen hayal kırıklığına uğruyorsun. Kendi kendine “eğer gerçekten isteseydi vazgeçmezdi” diyorsun. Aklıma takılıyor, neden sen de denemiyorsun, benimle yarı yolda buluşmuyorsun?

“Şeytanlar” diyorsun. Bunu sen mi söyledin, yoksa bana malum mu oldu? Küçük bir çocuğun içindeki şeytanlar, hala o koca adamın içinde tutsak.

Geçmiş bizi ziyarete gelse, dökse önümüze tüm kırıkları, zayıflıklarımızı. Bence bu haksızlık ama sen böyle hatırlıyorsun hep; aldatılmalar ve terk edilmeler. Bu nedir diye soruyorum, diyorsun ki “bu aşk”.

Evet aşk hasretinde, özlemindeyim. Hissetmek, paylaşmak, güvenmek istiyorum aşka. Sonsuz ve sabırsız bir açlık; sessiz bir talep, çılgın bir arzu.

Defalarca ayartıldım sihirine, büyüsüne kapıldım. Sunduğu vaatlere hayran oldum. Bir bebek gibi beşiğinde sallandım, beslendim. Aydınlandım, kendime geldim, ışıklar saçtım. Kelimesiz şarkılar söyledim, uçucu bedeninde dans ettim. Dokunuldum. Hatta, Yaradan’ın yüzünü gördüm birkaç sefer…

Derler ki Aşk zayıf kalplilere göre değildir. Az demişler. Dizlerime kapanıp, yerlerde süründüğüm oldu. Kalbimin çiğnenip atıldığı, aşkın oyunlarında rezil olup, ezildiğim oldu. Terk edildiğim oldu. Derimin benden ayrılırmışcasına çektiğim acıları sessiz çığlıklarla haykırdığım… birden fazla yerimden kesildiğim oldu.

Şimdi bana sorma sakın, cevap vermeyeceğim. Yasak bu artık.

Senin tanımlamalarınla ve sözlerinle ayartılmıyacağım. Arkadaşlıktan konuşacağım, anlayıştan, destek olmaktan bahsedeceğim. Zihinsel matematik oyunları oynayacağım, paragmatik, kinayeli, abartılı. Başkalarından konuşabiliriz mesala, farazi…

Kendi derinlerine geri dönüşünü izliyorum. Kalbinden kendini açıklamasını istiyorsun. Aşkın duygusal alanları, bir kaledeskop gibi, dumanlı, puslu-aynalı, dalgalı-okyanuslu, kırık-camlı, tahmin ve tarif edilemez ve hep değişken. Burada elle tutulacak hiçbirşey yok. Hiçbir sürdürülebilirlik yok. Hiçbir gerçek malzeme yok.

Zihin kutularını, paketlerini açar, geçmiş ortaya dökülür. Aşk bir hapishane ve erkek de tutuklusu. Kadının gündeminde hep bir kontrol ve sahiplenme. Aşk bir silah, kılıçtan daha keskin…

Sırf sonradan kendini haklı çıkarmak için söz verdiğimi düşündüğün şeyleri önüme döküp, hassas yerlerimi lime lime etme.

Koruyucu, sağlayıcı, yol gösterici yanlızca senin tasarımların.

Ben, beni sahiplenmenden korktuğum kadar, red edilmekten de korkuyorum.

Hiçbir aşk, sevgi, duygu veya zihin ile ölçülemez, bundan adım gibi eminim.

Unutma ben sana “Sana aşığım” demedim hiç.

Adı konmadıysa, sahibi de yok!

Kırık rüyalara tanıklık ettik ve sen sevgi sonsuza dek sürer mi diye merak ettin; gerçekten o özel kişi var mıydı? Beni bilindik tiyolarla test mi ediyorsun? Güvenin karşısında teste mi tabi tutuluyorum? Çoktan gelip geçmiş şeylerden bahsetme bana. Ben de senin geçtiğin yollardan geçtim, bak burada buluştuk zaten. Başkalarının günahlarından beni sorumlu tutma.

O özel kişinin ben olduğumu idirak edebilmen için ölmüş olmam mı gerekiyor?

Bundan eminim, göklere yazıldığını gördüm… Bu gerçek ve kader yüzleşmeye geldi, şimdi.

Kabul edecek miyiz? İçine açık kalple, cesaretle atlayabilecek miyiz? Koyverebilecek miyiz?

Yüzündeki tedirginliği seyrediyorum; kendi kendine şunu diyorsun, “Sana aşığım”… Ama çok yabancı, ve rahatsız bir his bu sana. Tekrar söylüyorsun, ve dinliyorsun; huzursuz ve tehditkar.

Korku, işte yine geliyor ve boğazındaki o kelimeleri yutuyorsun, derinlerine. “Seni seviyorum” diyorsun, titrek, usul ve arkadaşça. Güvendesin… İçindeki şeytanlar çıktı meydana ama sen onlara geri dönün emri verdin. “Seni seviyor muyum? Seni sevmek istiyorum, seni sevebilirim – beni seviyor musun?” “Peki, ya şu? Bana bunun sözünü verebilir misin? Ya eğer…”

Koltuğuna geri yaslanıyorsun, bir nefes çekip, kelimelerini arıyorsun. Gözlerin benimkileri delip geçiyor… Bana ulaşmadan önce kelimelerin odada yankılanıyor. “Aşktan anladığın nedir? Geçmişimizi silsek, zihini yok etsek, duyguları kaldırsan – o zaman, söylesene bana bu “sana aşığım” ne demek?”

Eğer bedenim, düşüncelerim, duygularım olmasa ben var mıyım? Evet, varım, kesinlikle. Eğer varsam, hala aşıksam ve Aşk alıp-verebiliyorsam? Bunun cevabı varlığımla, gerçekliğimle bir.

Evet, Aşk ben ve benim.

Şimdi böyle saf ve narin karşında duruyorum… incecik, havadan daha çıplak. Belki de ilk defa seni gördüğüm gibi sen de beni görebileceksin.

Sen benim yansımamsın.

Gülenay Pema Antep

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s