gulenay pema

Makale konularını içinde bulunduğum hissiyat ve yaşam terübelerim doğrultusunda yazıyorum. Bugünkü hissiyatım karaciğer toksikliği hakkında yazmak. Her ne kadar karaciğerimde toksidite bir çok kişiye göre minimal olsa da (2004 yılından beri damla alkol girmeyen ve düzenli detoks gören bir karaciğerden bahsediyoruz). Karaciğer, birden fazla işlevi olan bir organ ve onun temel görevleri başka bir makalenin konusu. Karaciğer toksikliğinin ise en önemli sebebi aşırı alkol tüketimi. Bazı ilaçlar da karaciğer hastalığına katkıda bulunabiliyor. Ayrıca bazı bitkiler ve yüksek dozlarda alınan belirli vitaminler de potansiyel sebepler arasında sayılabilir.

Eğer alkol sizin için bir bağımlılıksa, okumaya devam etmeden önce bağımlılığın metafiziksel (doğaüstü) anlamına bakmanız gerekiyor. Çünkü karaciğer toksikliğinin derinde yatan asıl nedeni büyük ihtimalle bağımlılığın da nedenidir.

Herkesin en az bir bağımlılığı olduğuna inanıyorum. Ruhani şartlarda bu bağlılık olarak da tanımlanabilir ve çoğumuz aslında herkesin bir tür bağlılığı olduğunu kabul ederiz. Herkesin ayrıca korkuları da vardır ve bağımlılık en derinlerdeki bazı korkularımızı dışa vurum şeklimiz olabilir.

Bu yüzden kendi kendini şifalandırma yolculuğumuzda, eğer iyileşmek istiyorsak kendimize bağımlılıklarımız ve bağlılıklarımız hakkında dürüst olmamız çok önemlidir. Sonra da en derin korkularımızı ele alırken kendimizi bu işe adamış ve nazik olmamız gerek. O korkular çocukluk yaralarımızdan ya da bundan önceki hayatımızdan kaynaklanıyor olabilir. Bunlar geçerli ve önemli korkular ve bizim titiz ve şefkatli dikkatimizi hak ediyorlar.

Son zamanlarda şifalanma alanında kendi beden ve hissiyatlarımla keşfettiğim yeni açılımlar oldu. Karaciğer toksikliğinin ardındaki metafiziksel anlam söz konusu olduğunda meditasyonda yeni bir yaklaşım keşfettim. Bedendeki organlarla konuştuğum yeni bir dil. Burada söz konusu karaciğer oldu, nedeni yüzeyde belirgin değil. Yani tıbben bir ‘hastalık’ söz konusu değil. Zira sadece hastalanınca doktora gidilmesi Batı’ya ait bir kavram. Oysa biz zinde, sağlıklı, uzun ve mutlu bir yaşam için kendimize bakıyor, bedenin sinyallerini dinliyoruz.

Benim de karaciğerim batı tıbbında herhangi bir semptomal özellik göstermese de hem kendi tetkiklerim hem de Çin ve alternatif tıp alanlarında yaptırdığım tanılar da aktivitesinin yavaş olduğunu söylüyor. Bu biraz ender bir durum olabilir çünkü genelde karaciğer çok çalışıp sorun çıkartır. Benim durumumda karaciğer tembellik yapıp pankreasın daha fazla çalışmasını sağlıyor. Ona yükleniyor. Bu ‘yüklenme’ konusu karaciğerin ‘sadist’ olarak adlandırılan ve yeni yeni öğrendiğim bir yönü. Karaciğerimin neden böyle bir tavır sergilediğini sorguladığımda ki bu sorgulama yıllardır yaptığım çalışmaların bir özeti mahiyetinde daha da net açığa çıkıyor, orjinal nedene, kökenine inebiliyorum. Çok küçük yaşta tecrübe ettiğim bir olaya kodlu, enerjetik bir blokaj. Bu blokaja kendimle yaptığım çalışmalarda his boyutunda temasa girebildim ki nedeni ancak ilgili duyguya dokunup tekrar yaşayıp, erittiğinizde ortadan kalkıyor. Burası kesin. Yani zihinsel nedenini bularak blokajı kaldıramazsınız. Orjinal yaraya dokunup, hissedip, eritmelisiniz. Çünkü orada cap canlı bir enerji blokajı var, üzerine düşünülmeyi değil, enerjetik olarak açığa çıkarılmayı bekliyor. Bu süreç hem zor, hem itinalı destek isteyen hem de sancılı ve bol şifanın, şefkatin aktığı güvenli bir ortam gerektiriyor. Ve tabi tüm bunların sonunda kuş gibi hafif hisseder, kalbin açılması ne demek tecrübe etmeye başlarsınız. Kalbin üzerinde bunun gibi bir çok katman var.

Yaranın köküne ‘zihinsel’ olarak inmek bir fayda vermiyor, ancak nedenini mantıken de olsa ilk aşamada anlamak kişiye doğru yolda olduğunu gösterebilir. Güven verir, ne de olsa düşünen varlıklarız ve bazılarımız hislerinden o kadar kopuklar ki zihinsel verilerin ispatlarına ihtiyaç duyuyorlar. Benim şifa sürecim hep hissiyat ve duygular üzerinden gider, zihin peşisıra, ispat için, delil için gelir. Şifalanma sırasında zihin bir araç olarak kullanıldığında şifa sürecine katkısı olur, aksi halde engel olabilir.

Kendi tecrübem burada giremeyeceğim kadar derinleşiyor. Organ ile iletişime girdiğim meditatif bir şifa alanı oluşuyor. Bu alan oluştuğunda çözücü soruları sırasıyla sormaya başlıyorum. Bu sorgulama doğru zamanda, doğru şekilde ve doğru ortamda yapıldığında kendi kendini şifalama, çözülme süreci başlıyor. Mucize gerçekleşiyor!

Yavaş çalışan karaciğer (benim durumumdaki gibi) ile toksin yüklü ve çok çalışan karaciğerler farklı açılımlarla, farklı dillerde konuşuyor. Bu nedenle karaciğerinizin durumunu bilmek onunla aynı dili konuşmak için önemli.

Örneğin toksik bir karaciğer, kişinin hayata  karşı duyduğu temel korkuyu temsil eder. Toksik ya da hasta bir karaciğere sahip olan bir kişi muhtemelen hayatta olmak isteyip istemediğini bile sorguluyor olabilir. Bu kişi derin bir depresyondadır ve hayattaki amacını asla gerçekleştirememekten korkar. Halihazırda başarısız olduğuna inanır ve bu yolculuğun bir an önce son bulmasını ister. Hasta ya da zarar görmüş bir karaciğer, bir kişinin hayatını kısaltmanın en kısa yollarından biridir. Bu durum temel olarak kişinin kendi değerini reddetmesidir.

Louise Hay’in kitabını alıp karaciğerde ne gördüğüne bakalım: Kızgınlık ve ilkel duyguların yatağı.

Şimdi tüm bunları birleştirelim. Derin bir depresyondaysanız ve halihazırda başarısız olduğunuza inanıyorsanız, bu sizin başkalarına veya başarısız olduğunuz için en çok da kendinize kızmanızın nedeni olabilir.

Ayrıca hayattaki amacınızın gerçekleştirilemeden yitip gittiğini ve bu nedenle hayatınızın artık değeri olmadığını düşünmenize neden olabilir. Ya da bir duruma sevgi ve iyileşmeyle tepki vermek yerine öfkeyle ve kendinizi ya da başka birininin iyi niyetini suistimal ederek tepki verirsiniz.

Tecrübelerime göre insan olmanın en zor yanlarından biri hepimizin içinde yaşamakta olan kötü niyet eğilimlerini affedebilmek. Eğer kendinizin ya da başkasının suistimal niyeti ile hareket ettiği için başarısız olduğunu düşünüyorsanız bu yenilgi, yaşayabileceğiniz başarısızlıkların en zoru olabilir.

Ancak değerimizi başarılarımızı ya da başarısızlıklarımızı baz alarak ölçmek fazlasıyla kısıtlı bir bakış açısıdır. En çok sevgimize ihtiyacı olan, içimizdeki istismarcıdır. En kırılgan ve yaralı olan yanımız bu yanımızdır. İçimizdeki istismarcıya öfke ve nefretle tepki vermek sadece acı döngüsünü besler ve ruhlarımızı devamlı bir umutsuzluk döngüsüne tutsak eder.

Bunun tek bir ilacı var o da şefkat.

Bir keresinde hocam şöyle demişti, ‘Geçmişi değiştiremezsin ama şimdiki anı şifalandırırsan geçmişi ve geleceği de şifalandırırsın.’ Onun bu bilge sözündeki gerçeği keşfettim. Şifalanma tek yönlü değildir. Bir yara iyileştiğinde zaman ve mesafeler boyunca iyileşir.

Geçmişte ne yapmış ya da yapmamış olursanız olun, tüm kötülük, gerçek evi olan sevgiye geri dönmenin hasretini çeker. İçinizdeki istismar etmeye ya da edilmeye izin veren yaralı kısmı şefkatle sevmeye başladığınız an bu kısır döngü son bulmaya başlar.

Kendimize eksiksiz sevgiyi deneyimlemeye izin verdiğimiz zaman artık başarı veya başarısızlık ya da hayatımızın değeri bir endişe olmaktan çıkar. Çünkü bu endişeler duygu ve düşüncelerimizin birbiriyle çatışması sonucu ortaya çıkmaktadır.

Sevginin şifalandırıcı gücüne teslim olduğunuzda tüm bunlardan geriye kalan tek şey sadece sevgi olacaktır.

Sevgilerimle,

Gülenay Pema

*Eğitim ve makalelerden haberdar olmak için sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.

One response »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s