Gülenay Pema


Bazı insanlar Hakikate aç, bazıları değil.


Bunu uzun zamandır içimde taşıyorum. Yük gibi değil. Soru gibi. Sessiz ama ısrarcı bir soru.
Bir yargı değil bu. Bir karşılaştırma hiç değil.
Daha çok, içimde yankılanıp duran bir tanıma ihtiyacı.

Ben çok erken yaşlardan beri Yaradan’a, Birliğe, Hakikat’e karşı derin ve doğal bir aidiyet hissiyle yaşıyorum. Bu sonradan seçtiğim bir inanç olmadı. Bir gün karar verip yöneldiğim bir yol da değil. Sanki zaten ait olduğum bir yere, adım adım uyanmak gibiydi.

Hatırlamak gibi.
Sessiz bir eve geri dönmek gibi.

Hayatım boyunca bu yolda disiplinle yürüdüm.
Ama bu disiplin kendimi zorlamaktan gelmedi.
İçimde zaten var olan bir sadakatten geldi.
Sadece iyi hissetmek için değil. Gerçekten dönüşmek için. Gezdim. Uzaklara gittim.
Uzun inzivalara girdim. Otuzdan fazla Vipassana ve aydınlanmış üstadlarla sessiz inzivada Hiçliğin ve Varlığın içinde oturdum.
Günlerce, kelimesiz. Sahipsiz. Tutunaksız.


Orada kendimle karşılaştım.
Egonun katmanlarını gördüm.
Gölgeyle göz göze geldim.
Kalbim açıldı, kapandı; tekrar açıldı.
Ve açık kalmayı öğrendi.


Bunları anlatırken bir başarı hikâyesi anlatmıyorum. Çünkü bu yol başarı üretmez.
Bu yol, insanın üzerinden fazlalıkları alır.
Ben Yaradan’ı arayarak bulmadım.
Daha çok, zaten ait olduğum bir şeyi hatırladım. Bu yüzden boşluk beni korkutmaz.

Aksine, sakinleştirir.
Sessizlikte dağılmam.
Kaybolmam.
Orada sadeleşirim.


Birçok insan Yaradan’a duygusal olarak yakındır. Ama dönüşümün kendisine disiplinle girmez. İçsel konfor alanlarını gerçekten riske atmaz. Acıyı bilinçle tutmaz. Egonun çözülmesine tam anlamıyla izin vermez.

Bunu eleştirmek için söylemiyorum. Sadece gördüğümü söylüyorum. Hakikat açlığı herkeste yok. Çünkü Hakikat romantik değildir.


Süslemez.
Okşamaz.
İnsanı yavaş yavaş soyar.


Gerçek adanmışlık, ilham geldiğinde değil;
ilham gelmediğinde de kalabilmektir.
Hiçbir şey “oluyormuş” gibi hissettirmediğinde.
Kimse bakmazken.
Kimse alkışlamazken.


Benim hayatım böyle şekillendi.
Bu yüzden bazen burada, Türkiye’de, kendimi yalnız hissediyorum.

İnsanlar iyi.
Duygulu.
Samimi.
Ama çoğu aktif dönüşümle ilgilenmiyor.


İçeride gerçekten değişmekle değil, hissetmekle yetiniyor. Benim gerçek akrabalarım çoğu zaman hocalarım oldu.
Bazı nadir dostlar. Aynı ateşi tanıyanlar.


Bu bir üstünlük meselesi değil. Bu bir yapı meselesi. Herkes bu dünyaya aynı soruyla gelmiyor.


Bazıları sevilmek için geliyor.
Bazıları inşa etmek için.
Bazıları iyileştirmek için.


Benim içimde hep aynı soru vardı:
“Ben kimim?
Yaradan’la neredeyim?
Gerçekten ayrı mıyız?”


Bu soru beni hiç rahat bırakmadı. Ben de onu bırakmadım.


Bugün geldiğim yerde şunu biliyorum:
Bu yol herkese göre değil. Ama bu yol bana göreydi.


Ben Yaradan’a yürümüyorum.
Ben Yaradan’ın içinde yürüyorum.
Bu yürüyüş sessiz.
Disiplinli.
Çoğu zaman yalnız.
Ama son derece gerçek.

Sevgilerimle,

Gülenay Pemaji 🪷

Yaklaşan Programlar

  • 10 Ocak – İçimdeki Anne Online
  • 27 Şubat Gizemli Dişilik Eğitmenlik Programı (Online, canlı, inziva)

Kayıt için tıklayın.

Yorum bırakın