Gulenay Pema şifanın haritası

Şifa, şifalanmak…

Bir çoğumuzun dilinden düşmeyen, yaralar, iç çocuk ve şifalanmaları. Bunun yanında fiziksel rahatsızlıklar ve şifalanma.

Peki şifa nedir?

Neredeyse yaşamla eş manaya gelen şifa nasıl gerçekleşir?

Kimler şifaya ulaşabilir? Bir hak mıdır, yolu yordamı mı vardır, herkese açık mıdır, bir şeyler mi yapmak gerekir?

Eminim hepimiz bu sorulardan en az birini yaşamımızın bir anında sormuşuzdur.

Sorular zihne ait olsa da bilgi insan için, doğru kullanıldığında insanın yolunu açar.

Ancak konu şifa olduğunda önemli bir gerçekle yüz yüze geliriz; şifanın mantıkla ilgisi yoktur.

Şifa ve mantık aynı yerde durmuyorlarsa şifaya zihin yoluyla ulaşamıyorsak, nasıl ulaşabiliriz?

Şifanın temelinde kabul, anlayış ve bağışlama yer alır.

Bu her biri başlı başına kitap yazılabilecek (ki yazılmıştır da) konular olsa da konuya şifaya ihtiyaç duyduğumuz ‘yara’ unsuruyla başlamayı uygun buluyorum.

Bu gezegende yaşayan her insanın, farkında olsun ya da olmasın yaraları vardır. Bu bir gerçek. Şifaya giden yolda yaraların farkına varmak ve nedenlerini bulmaya çalışmak anlamlı bir adım olsa da öncelikli anlamamız gereken başka bir unsur daha var; bağımlılık.

Bir çok insan yaralarına bağımlıdır.

İnsanoğlu yaşamı boyunca taşıdığı yaralı çocuğun yönergeleri ile yaşar. Acı ve sıkıntı yaşamlar gündelik bir hal, normal bir konum alır.

Derin bir bakışla acı ve sıkıntı ile gündelik olarak, normal bir hal olarak yaşamak değersizlik duygusunu besler ve bu kendinden nefret etmenin bir boyutudur. Tabi ki çoğunlukla farkında olunmadan sürdürülür. Bu tür kişisel nefret fiziksel boyuta indiğinde hastalık dediğimiz düzensizlikleri yaratır.

İnsanlar yaralarına sımsıkı tutunurlar, bazen bilinçli olarak, bazen bilinçsiz. Yaralara tutunmak demek geçmişte yaşamak demektir.

Geçmişe tutunarak gelecek acıları önleme niyeti vardır. Geçmişteki acıyı yaşatarak kontrol ettiğini düşünür ve yenilerinin gelmesini önceleyebileceğini zanneder.

Bu kısır döngü değişimi ve dönüşümü engeller.

‘Yaşamım hakkında her şeyi biliyorum, kontrol bende. Dolayısıyla yeni hiç bir şey giremez’ düşüncesi hakimdir.

Aslında affetmekten korkmuyoruz ve bir çok insan bağışlamak ve affedilmek ister. Ama sorun şu ki insan, bağışlama ile gelecek hızlı değişimden korkar. Değişimin hızını kontrol etmek ister. Oysaki değişim yasasına tabi olarak yaratılmış bu alemde, değişim o ya da bu şekilde gerçekleşecektir. Kontrolümüz dışındaki bir şeyi kontrol etme çabası beyhude bir çabadır. Ve kısır döngüyü besler.

Konuyu buraya kadar özetleyecek olursak şifa için affetmek (kendini ve başkalarını) elzem bir özelliktir.

Bizlerin ‘neden iyileşemediğine’ dair inandığı beş efsanevi düşünce şekli vardır.

Aşağıda bu düşünce şekillerini sıralamak istiyorum:

  1. ‘Yaşamım geçmiş yaralarım tarafından tanımlanır’.

Bu derin inanç ile kişi yaşamını sürdürmek için yaralanacak olaylar ve kişiler arar. Bilinçli olarak üzülmek ya da acı çekmek istemediğini söylese dahi derin seviyede geçmiş yaralarını güncel tutacak olayları ve kişileri kendine çeker. Derin bir iz ve çoğu zaman fark edilmesi güç davranış şekilleri oluşturan ‘yaralı’ hissiyatını güncel tutar.

  1. ‘Sağlıklı olmak yalnız olmak demektir’.

Yalnız olduğun zaman her şeyin üstesinden gelebilirsin, duygusal ihtiyaçların olmaz. Bu düşünce ile kişi kendini izole ederek ilişkiler dolayısıyla gelecek şifadan uzaklaşır.

  1. ‘Acıyı hissetmek demek, onun tarafından yok edilmek demektir’.

Oysa acı bir rehberdir. Bir lisanı vardır, öğrenilmeyi bekleyen. Acıya farklı bir açıdan bakabilmeyi öğrenmeliyiz. Acı hakkındaki tüm bilgiye sahip olmak için emek vermeliyiz.

  1. ‘Tüm acı olumsuzluklardan kaynaklanır’.

Hastalandığında negatif bir insan olduğun inanışı vardır. Hastalığa karşı daha yumuşak bir tavır geliştirmeliyiz.

  1. ‘Gerçek değişim mümkün değildir, sadece ufak değişiklikler yapılabilir.’

Kalbinin en derinlerinde bilirsin ki eğer değişim için ciddi ve gerçek adımlar atarsan tam anlamıyla bambaşka bir insan olursun. Kişi için bu durum bedeninin yaşlanıp erimesinden daha korkutucu bir gerçektir. Şifalanma onur gerektirir; haysiyet ve özellikle kendinle bütün bir erdemlilik hali. Onurunuz ile pazarlık etmeyin.

Şifanın önünde engel olarak duran ‘negatif’ düşünce kalıplarına bir göz attıktan sonra şifalanma için atabileceğimiz esaslı adımlardan da bahsederek şifa yolunu daha da açmak istiyorum.

affetmek

Esasen yukarda saydıklarımı hayatınızda keşfedip, dolayısıyla farkındalık düzeyine, bilinç düzeyine çıkarırsanız, şifaya dair büyük engelleri ortadan kaldırmaya başlamış olursunuz.

Şifa Yolunda Beş Adım

  1. Kendine bağışlama yolları bul ve yoldan sapma. Kişi özellikle de kendini bağışlamayı hiç istemez. Ta ki gerçekten bağışlayana kadar. Kendini ve başkalarını affettiğin zaman bu hissiyatın ne kadar paha biçilmez olduğunu anlarsın.
  2. Şifa günlük bir süreçtir. Gün be gün gerçekleşir. Gerçekleşen olay ve testlerin içinden yürüyebilecek kapasite gerektirir. Şifalanmanın mükemmeliyet olduğu görüşünden çıkmak elzem. ‘İyileşiyorum’ devam eden bir süreçtir.
  3. Olayların neden öyle olduklarını sorma eğiliminden vaz geçmek gerekiyor. Bu sorgulamayı bırakmak önemli. İyileşme ‘neden daha hızlı’ ya da ‘neden şu, bu şekilde gerçekleşmiyor’ düşüncesi tehlikeli bir düşüncedir.
  4. Kullandığınız yaranızdan uzakta, kendinizi gelecekte görebileceğiniz bir yol haritası belirleyin. Kendinize yeni bir yaşam yolu çizdiğinizi gözünüzde canlandırın. Yaratıcı bir ortamda bu hayali kağıda dökün ve gerçekten bunu yapın.
  5. Etrafınıza insanları toplayıp yaranızı gösterin ve gözlemleyin ve bunu üç defa farklı zaman ve kişilerle tekrar edin. Destek arama tuzağına düşmeyin. Kendinizi geçmiş yaranızın içinde kaybolmuş hissediyor musunuz gözlemlemeye çalışın. Gücünüzü kaybettiren şeyi bulmaya çalışın, kendinizi, kullandığınız kelimeleri gözlemleyin. İnsanlara kendinizi nasıl tanıtıyorsunuz.

Şifanız daim olsun…

Sevgilerimle,

Gülenay Pema

*Gülenay Pema’nın verdiği eğitimler ve yayınladığı makalelerden haberdar olmak için sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.

 

 

 

Reklamlar