darknight.jpgRuhun Karanlık Gecesi ile tam olarak neden bahsettiğimi bazılarınız çok iyi bilir. Ne zaman bir terim çok kullanılsa genellikle yanlış kullanılır ve zamanla anlamını yitirmeye başlar. Örneğin çoğu zaman kısa süreli bir depresyon hissini ya da dönemsel bir kafa karışıklığını Ruhun Karanlık Gecesi olarak tanımlarız. Fakat bunların her ikisi de bu tanıma uymaz.

Ruhun Karanlık Gecesi, bazılarımızın manevi yolculuğumuz sırasında karşılaştığımız çok belirgin bir deneyimdir.

Ruhun Karanlık Gecesi ile hiç karşılaşmamış kişiler de var elbet. Fakat karşılaşanların, bu sürecin bir eşik olduğunu, daha yüksek bilince açılma sürecinin bir parçası olduğunu anlamaları önemlidir. Bu anlayış, her şeyin olması gerektiği gibi olduğunun idrakini getirir. Ve bu süreçte bu anlayış elzemdir.

Ruhun Karanlık Gecesi, egonun kimliğinin sınırlarını her yönü ile fark etmeye çağırır.

Bu süreçte, ışığa ve dışarıya erişim imkanı vermeyen bir hapishanedeymiş gibi hissedebilirsiniz. Kişi buraya yüksek bir bilgelik konumundan gelir ve bazılarımız yüksek bilincin ışığına ulaşmak için çok zaman ve enerji harcamıştır. Karanlık gecedeyken çaresizlik hissiyatlarının baskın olması bu yüzdendir: Fark ettiğimizi sandığımız şeyden aniden koparız. Bu kopma ile birlikte duyduğumuz duygusal acı son derece gerçektir. Hatta çözdüğümüzü, farkına varıp aştığımızı sandığımız her şeyin bir yanılsamadan ibaret olduğunu ve bu karanlığın içinde sonsuza dek kaybolduğumuzu hissetmeye bile başlayabiliriz. Zemin ayaklarımızın altından kayıp gidermiş gibi, inandığımız her şeyin kayboluşuna şahit oluruz. Debelendikçe işler daha da karanlıklaşır, ta ki sonunda ne yapacağımızı, nasıl düşüneceğimizi ve ne yöne bakacağımızı bilmeyişimize teslim olana dek. İşte kontrolde olma duyumuzu kaybettiğimiz bu noktada ego, ya çatırdamaya başlar ya da yumuşar. Kalkanlarını indirir. Pes eder. Böylece ışığın girme olasılığı gerçeğe dönüşür.

Bazılarımız bu sürece hayatında sadece bir kez dayanmak zorunda kalacakken bazılarımızın bu süreçten birçok kez geçmesi gerekebilir.

Karanlık gecenin yüce ifşası, eski, sahte kimliğimizi bırakmamızla birlikte gerçekleşir.

Sonunda bu sahte benliğe inanmayı bırakırız. Ruhun Karanlık Gecesi işte böyle kutsal bir varoluş çağrısıdır. Her ne kadar acı dolu ve zorlu olsa da kişi tünelin sonuna ışık, bilgelik ve sevgi dolu çıkar.

Yaradan kimseye kaldıramayacağı yükü vermez.

Eğer böyle bir süreçte isek ruhumuz, egonun sahte kimlikleri ile hapis olduğu acı dolu yerden çıkmaya başlıyor demektir. O anda yaşam akışı durmuş, yaşamın tadı kalmamış ve henüz emek verip ulaşmaya çalıştığımız bilinç ve sevgi akışına adım atmamışızdır. Arafta gibiyizdir ve esasında tam da araftayızdır ama bunu bilemeyiz. Dönüşüm sürecindeyizdir ve henüz zenginlik bize bahşedilmemiştir. İşte tam da bu süreç aşılmayı bekler.

Ancak makalemin başında söylediğim gibi bu süreç depresyon, ümitsizlik ve keder ile karıştırılmamalıdır. Zira Ruhun Karanlık Gecesi’nde kendimize sorduğumuz sorular varoluşsal sorulardır. Kişi ve olaylara odaklanmaz. Daha yüksek bir yerden yaşam hikayemize bakar ve yaşam amacımızı gözden geçiririz. Bu süreç bilgelik doludur. Ve çaresizlik hissine yenik düşmeyiz.

Eğer gün gelir daha doğrusu gece gelir de Ruhun Karanlık Gecesi’ni tecrübe ederseniz yazdıklarımın ışık, içimdeki sevginin de size ulaşarak destek olmasına niyet ediyorum.

Kalbin hissiyatları zaman ve mekandan bağımsızdır.

Sevgilerimle,

Gülenay Pema

 

*Gülenay Pema’nın yazdığı makale ve eğitimlerden haberdar olmak için sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.