Geçmişi Şifalandırmak…

geçmişi şifalandırmak gulenay pema

Günler, haftalar, yıllar göz kapatıp açıncaya kadar geçiyor.

Geçiyor ama insan geriye dönüp baktığında, anda yaşadığın huzur, tatmin ve mutluluğa geçen yılların nasıl da katkıda bulunduğunu görüyorsun.

Nihayetinde kişinin tüm bir yaşam hikayesi, şu anı, bugününü örüyor.

Yaşamını bu şekilde görmeye başladığında, acısıyla tatlısıyla sadece ve yanlızca sana ait bir hikaye olduğunu fark etmeye başlıyorsun.

Tamamiyle kendine ait bir yaşam.

Bazılarınızın ‘ya ne olacak, tabi ki benim hayatım’ dediğini duyar gibiyim. Peki öyle ise neden bazı yönlerini, ki özellikle güzel ve mutlu anları hatırlayıp, acı dolu, olumsuz olayları unutma eyiliminde oluyor insan?

Eğer bu hayat tamamiyle bana ait bir hikayeden oluşuyorsa, başrol bana ait. Burada anlatmaya çalıştığım şey, yaşamımızı kendimizin tasarladığı, düşüncelerin kelimelere, kelimelerin tanımlara ve eylemlere dönüşmesinden bahsediyorum. Kendi yaşamını kendinin kurgulamasından, yaratmasından bahsediyorum.

Geçmişte yaşadıklarımız şu anı tanımlıyor ama geleceği tanımlamak durumunda değil. Burada her an işleyen bir özgür irade kanunu söz konusu. Evet geçmişi değiştiremeyiz ama ona bakış açımızı değiştirdiğimizde bugün ve gelecek de bu orantıda değişir.

Geçmişe bakış açısını değiştirmek tabi sözün gelimi, sadece yüzeysel bir şekilde bakış açısı değişmiyor, tamamiyle duygu-durum kalıpları dönüşüyor. Yani geçmiş kalıplar, şartlanmalar, istenmeyen döngüler bugüne artık gelmiyor.

Geçmişle barışmak, geçmiş defterleri kapatmak bu manaya gelir. Geçmişin üzerine çarşaf sermek, sorunları halının altına süpürüp, yok saymak değil kast edilen.

Şahsen, yaşam denilen oyunda kendimi her geçen gün daha farklı bir güne uyanır buluyorum. Yeni, taze, farklı bir gün.

Hal böyle olunca insan kendindeki bu hızlı dönüşüm ve değişimi pek farkedemiyor, anda yaşadıkça geçmiş, geçmişe ait oluyor. Gelecek ise hatra gelmeyen bir olgu.

Dönüşen yönler, düşünce kalıpları, sarılan yaralar, şifalanan kalp ile insan bambaşka biri oluyor. Daha samimi, daha kalpten, daha dürüst ve en önemlisi daha gerçek.

Daha gerçek olduğunda, iletişimin filtresiz, kızınca kızgın, üzgünsen üzgün, sıkıntılıysan sıkıntılı, mutluysan mutlu, ne isen o. Roller, maskeler iniyor.

Kalbin yolundaysan maskeler inmek zorunda. Ne kadar acı, utanç verici ve gurur kırıcı olsa da. Hakiki bir ifade ile yaşamı yaratmak istiyorsak sahte yönlerimizi, kendimize söylediğimiz yalanları bırakmaya istekli ve cesaretli olmak gerekiyor.

Zor bir yol doğru, manevi olgunluğun bir bedeli var doğru. Neden materyal şeylerin bedelini ödemekten çekinmiyor, manevi olgunluğun bedelini ödemekten çekiliyoruz. Bu bedel hakiki emek vermek, sahtelikle yüzleşmek, suçlama oyunundan çıkmak, öc yeminlerini bozmak ve her an kendi kalbine sormak ‘sevgi şimdi nasıl ifade buluyor kişiliğimde?

Verdiğin emeğin, aldığın yolun doğruluğu ise kurduğun yakın ilişkilerle doğru orantılı. İlişkiler yaşamın üniversitesi diye boşa demiyor üstadlar.

Kalbinin yolunda dürüstçe, öz-sorumluluğunu alarak yürümenin en güzel talimi ilişkilerde, özellikle de eşimizle kurduğumuz yaşamda.

Bu yönde yılmadan emek vermeye devam ediyoruz ve ettikçe meyvalarını topluyoruz.

Kalbin yolunda geçmişimizdeki açık hesaplarla yüzleşip, yaraları sarabilmek adına onları yüzeye çıkarabilecek cesaret, ilham ve şefkat diliyorum bu satırları okuyan herkese.

Sevgilerimle,

Gülenay Pema

*Eğitim ve makalelerden haberdar olmak için sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.

Yaklaşmakta Olan Eğitimler

Programa eklenen eğitimler için web sitelerini ve sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz.

facebookinstagram yotube twitter

Reklamlar