Ataerkil toplum ve programlama, bedenimizle ilgili ne düşündüğümüz ve kendimize nasıl baktığımızla yakından ilgilidir. Ataerkil toplum ve programlama dediğimde maskülen olmanın (ve davranmanın) feminen olmaya (ve davranmaya) göre üstün olma anlayışından söz ediyorum. Bu durum binlerce yıldır dünya kültürünün bir parçası olmuştur. Ve 5000 yıllık ataerkil programlamadan sonra kadınların bedenlerinin dişil kısımlarından hastalanmaları hiç de şaşırtıcı değil.

Bir çok kültürde, ki kendi kültürümüz de buna dahil, doğurganlıkla ilgili problemler, erkek çocuk doğurmama gibi şartlanmalar kadına mal edilmiştir. Kadın doğurgan değilse, erkeğin kapasitesi incelenmeden kadında bir sorun olduğu algısı yaygınlaşıp, kadın varoluşunu zayıf bir seviyeye indirgemiştir. Bu seviyede değerini yitiren kadınlık kendi gücünü eline alamayıp, değer eksikliğini sindirip, duygularını bastırır. Bu tarz bir programlama kadınlara çok çok derin bir düzeyde, dişi bedeninin, adet kanaması, hamilelik, doğum ve menopoz gibi süreçlerinin katlanılması gereken cezalar olduğunu öğretiyor.

Bu inanç sistemi kadınlarda bir kadının bedeninin “yeterince iyi” olmadığı fikrini oluşturmuştur. Hiçbir şey bu fikir kadar gerçeklikten uzak olamaz.

Oysa kadın döngülerinin her biri, bize hayatımızda bir şeylerin dengede olmadığını söyleyen bilge ipuçları.

Bedenimizi önemsemediğimizde ya da onun normal döngülerinden utandığımızda sadece bu ipuçlarını kaçırmakla kalmıyor, aynı zamanda kendi bozulmuş sağlığımıza katkıda bulunuyoruz. 

Kadın olarak gerçek anlamda var olmak için bu programlamaları bütünüyle tersine çevirmemiz ya da bu fikri terk etmemiz gerek.  

Onun yerine bedenimize karşı iyi ve nazik olmalıyız ve onu kontrol etmeye yönelik düşüncelerde olmamalıyız. Kontrol eden, yöneten ve hedef koyan haller maskülen davranışlardır. Bu, bedenimize ataerkil bir bakış açısıyla bakmaya yol açar.

Bedenimiz onu bir kız çocuğunu sever gibi sevdiğimizde en iyi şekilde görevlerini yapar. Bir çocuk yürümeyi öğrenirken düştüğünde ona bağırıp “ayağa kalk seni küçük aptal!” demeyiz. Sakin ve sabırlıyızdır.

Bizi dişi olarak tanımlanmamızı sağlayan organ ve döngülerimiz oldukça hassastırlar. Bu nedenle göğüs, rahim, yumurtalık ve adet dönemi hastalıkları kadınlarda çok yaygındır. Kilit nokta bedenimizin asla yalan söylemediğini bilmektir. Bedenimiz bize daima doğruyu ve sağlığı işaret eder. Eğer bir göğüs kistiniz ya da göğüs ağrınız varsa bedeninizin sizden ona daha çok vakit ayırmanızı ve kendinizle daha çok ilgilenmenizi istiyor demektir.  

Kadınlar kendilerine zaman ayırdıklarında kendilerini çok suçlu hissedecek şekilde programlandı. Bunu yerine nasıl hissettiğinize önem vermemiz gerekiyor. Biz hastalıklarımızdan sorumlu değiliz. Onlara karşı sorumluyuz!

Dişi bedenin süreçlerinin Yaratan’ın bedenlerimizden gelip geçmesinin bir tezahürü değil midir?

Bedenimizi kutsal ve ilahi görmeye başladığımız anda bütün hayatınız değişmeye başlar.

Dünyadaki tüm kadınların, kadın olmanın güç ve ayrıcalığının farkına varmasını bütün kalbimle diliyorum.

Bedenlerimizde, ilişkilerimizde, ailelerimizde ve hayatlarımızda zevk ve keyif alabilme kabiliyetimiz sayesinde bu dünyada cenneti yaşayabiliyoruz.

Bu makaleyi keyifle okuyup ilham aldıysanız, buraya ya da Facebook sayfama yorum bırakabilirsiniz.

*Gülenay Pema’nın eğitim ve makalelerine ulaşmak için sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s