Selçuk’un dağ yollarına her adım attığımda, sanki beni çağıran görünmez bir kapının eşiğinden geçiyorum. Meryem Ana’nın evinin üzerinde dolaşan o mavi sis, beni hep aynı yere getiriyor: içimin en derin noktasına. Sanki buraya her gelişimde, yalnızca bir mekanı değil, kendi özümün çok eski bir parçasını ziyaret ediyorum.

Kapıdan içeri girdiğim anda o sessizlik beni tanıyor. Duvarların eski hafızası, adımı anımsıyor. Ruhumun hangi yüzyıllarda yaralandığını, nerelerde güçlendiğini biliyor gibi. Bu alan bana hep şunu hissettiriyor: Burası sadece bir hac yeri değil, göksel bir kapı. Kendimi unuttuğum her dönemde, beni tekrar kendime döndüren bir eşik.

Bu eşiğin dünya tarihindeki yolculuğu bile sıradan değil. Yüzyıllar boyunca iz sürülmeyen bu yerin konumu, bir rahibenin derin vizyonlarıyla yeniden hatırlandı. Anna Katharina Emmerick’in gördüğü o ince rüya-ötesi görüntüler, yıllar sonra araştırmacıları bu dağa taşıdı. Sanki o visionsal hatırlayış, yeryüzünün unuttuğunu gökyüzünün sevgiyle fısıldamasıydı.

Evin yanındaki şifalı suyla ilk temasımda içimde bir şey kıpırdıyor. Bu su, toprağın karnında saklanan eski bir ilacın çıktığı yer gibi. Ellerimi suya değdirdiğimde yalnızca serinlik değil, bir tür hatırlayış hissediyorum. Su, ağır yükleri çözen bir kök enerjisi taşıyor. İçime şöyle fısıldıyor: “Bastırdığın acıları bırak. Toprak onları dönüştürmeye hazır.”

Suyu yüzüme sürdüğümde, sanki hem geçmişten hem geleceğimden bir rüzgar aynı anda yüzüme çarpıyor. Kalbimdeki gerginlik çözülüyor, ruhumun kıyısına vurmuş eski kırıklıklar eriyor. Bu suyun enerjisi bana hep Meryem’in yürüdüğü yolu hatırlatıyor; şefkati bir merhamet hali değil, bir güç hali olarak taşıyan o derin bilgelik.

Ve burada, her defasında Vaftizci Yahya’nın varlığı da belli belirsiz dokunuyor bana. Birçokları onların yolculuğunu yalnızca eski metinlerde arar, ama bu alanın enerjisi ikisinin ruhsal bağını çok daha net açıyor. Meryem’in içsel görüsü ve Yahya’nın ateş enerjisi burada birbirini tamamlayan iki kutup gibi. Su ve ateşin aynı kaynaktan beslendiğini hissediyorum. Meryem’in taşıdığı annesel ışığın yanında Yahya’nın uyarıcı, dönüştürücü enerjisi bu topraklarda hâlâ titreşiyor.

Bu bağı hissettiğimde kendi içimde iki şey aynı anda uyanıyor: yumuşaklık ve güç. Kırılganlığın içindeki ateş. Meryem’in sessizliğiyle Yahya’nın çağrısı arasında sıkışmış bir insanlık hâli değil; onların bütünleşmiş enerjisini içimde yeniden kuran bir hatırlayış.

Evin içindeki mumların alevi tam bu yüzden benim için hep farklı yanıyor. Yanan bir mum değil, iki ruhun birleşen izleri gibi. Alev, göğe yükselen bir dua taşımıyor yalnızca; aynı zamanda içimde gizlenen cesareti de açığa çıkarıyor. Bana hep şöyle sesleniyor: “Korkma. Hatırla.”

Bu ev benim için hiçbir zaman bir yapı olmadı. Bir eşik oldu. Bir çağrı. Bir hatırlama kuyusu. Ve buradan her ayrıldığımda, kalbimde hafifleyen yükle birlikte o kadim fısıltı da benimle geliyor: “Işığına dön. Çünkü geldiğin yer her zaman sandığından daha kutsal, daha geniş ve daha sonsuz.”

Gülenay Pemaji 🪷

Yaklaşan Programlar

19-21 Aralık Meryem Ana Mistik İnziva Selçuk Meryem Ana Evi (Konaklamalı İnziva)

Kayıt için tıklayın.

Bir Cevap Yazın