
“Bunu senin iyiliğin için yaptım.”
Hayatımız boyunca en çok duyduğumuz cümlelerden biri belki de budur. Peki ya gerçekten öyle değilse? Ya “iyilik” sandığımız şey, bazen karşımızdaki insanın sınırlarını göremeyişimizin zarif bir kılığıysa? Belki de bazı ilişkiler, tam da bu yüzden görünmez yaralar bırakır.
Bir düşün. Birine defalarca “İstemiyorum.” diyorsun. “Bana iyi gelmiyor.” diyorsun. “Bana zarar veriyor.” diyorsun. Ama o kişi durmuyor. Çünkü vermek istiyor, memnun etmek istiyor, sevgisini kendi bildiği dille göstermeye devam ediyor.
Tam da burada görünmeyen bir kırılma yaşanıyor. Artık mesele verilen şey olmaktan çıkıyor. Mesele, duyulmamak oluyor. İnsan bazen yapılan davranıştan değil, kendi gerçeğinin yok sayılmasından inciniyor.
Çocukluğumuzdan beri bize sevginin fedakârlık olduğu öğretildi. Daha çok vermek, daha çok yapmak, daha çok düşünmek… Oysa çok daha temel bir soru çoğu zaman hiç sorulmadı: “Karşımdaki insan gerçekten buna ihtiyaç duyuyor mu?” Sevgi, ihtiyaçla buluşmadığında yönünü kaybedebilir.
İhtiyaç duyulmayan bir yardım, yardım değildir. İstenmeyen bir fedakârlık, sevgi değildir. Dinlenmeyen bir “hayır”, yakınlık değildir. Çünkü gerçek yakınlık, karşımızdakini değiştirmekten değil, onu olduğu gibi duyabilmekten doğar.
İnsan bazen iyilik yapmaz; iyilik yapıyor olma hissine bağımlı hâle gelir. O zaman verdiği şey karşı taraf için değil, kendi içindeki boşluğu susturmak içindir. “Ben iyi bir insanım.” “Ben gerekli biriyim.” “Bensiz olmaz.” Farkında olmadan verme eylemi, sevginin değil kimliğin bir parçasına dönüşür.
İşte o noktada karşındaki insan, ihtiyaçları ve sınırları olan bir birey olmaktan çıkar. İyilik yapılacak bir projeye dönüşür. Oysa gerçek sevgi, karşımızdakini kendi hikâyemizin kahramanı yapmak değil, onun hikâyesine saygıyla tanıklık edebilmektir.
Gerçek sevgi kontrol etmez. İkna etmeye çalışmaz. “Hayır.” duyduğunda bunu kişisel bir reddediliş olarak algılamaz. Çünkü sevginin amacı kendi verme ihtiyacını doyurmak değil, karşındakinin gerçeğiyle buluşmaktır.
Bazen insanlar seni gerçekten sever. Ama seni hiç duymaz. Bu iki cümle aynı anda doğru olabilir. Belki de en büyük yanılgımız, sevgi varsa zarar veremeyeceğine inanmamızdır. Oysa farkındalıktan yoksun sevgi, istemeden de olsa derin yaralar açabilir.
İyi niyet tek başına yeterli değildir. İyi niyet, bilinç ve saygıyla birleşmediğinde sınır ihlaline dönüşebilir. Bir davranışın değerini yalnızca niyeti değil, karşı tarafta bıraktığı etki belirler. Gerçek sevgi, etkiyi de görebilmektir.
Şimdi kendine sessizce sor. Ben gerçekten yardım mı ediyorum? Yoksa yardım eden kişi olmayı mı seviyorum? Karşımdakini gerçekten dinliyor muyum, yoksa onun ihtiyacını kendi doğrularımla mı değiştiriyorum? Birisi bana “Hayır.” dediğinde durabiliyor muyum?
Belki de sevginin en olgun hâli vermek değildir. Durabilmektir. Karşındakinin sınırına saygıyla eğilebilmektir. “Senin ihtiyacın, benim verme isteğimden daha önemli.” diyebilmektir.
Çünkü bazen bir insanı en çok seven kişi, ona bir şey daha veren değil… Onun “Hayır”ını ilk kez gerçekten duyandır.
Sevgilerimle,
Gülenay Pema 🪷
Eğitimler için tıklayın
