Yaralı Şifacı olarak bilinen Şiron, göklerde Santor yani yarı at yarı insan olarak bilinen bilge, ölümsüz ve hakkaniyetli bir şifacıdır. Bir gün zehirli bir okla yaralanır ve herkesi şifalandırabilmesine rağmen kendi yarasını şifalandıramaz. Yaşamını müthiş bir acı çekerek sürdürür. Ve bu şekilde şifanın yaranın içinde olduğu hakikati göklerde yer eder ve dünyamıza tesir eder.

2018’de Şiron’un Koç Burcu’na geçmesiyle çok ciddi bir şifalanma süreci başladı. Aynı zamanda Kuzey Ay Düğümü de Koç’ta. Şimdi bu süreçlerin tam bir güneş tutulmasına doğru yaklaştığımızşu günlerde hissedilir hallerini yaşayacağız. Araya bir es verilmiş gibi dursa da bu fırtına öncesi sessizlik, bir hazırlık ve Evren’in merhametle bize nefes aldırıp, dinlendiren halleri aslında. Yani şifalanma Şiron’un desteği ile tam hızında devam ediyor.

Güneş’teki patlamalar ise üzerimize müthiş hızda bir dönüşüm enerjisi getiriyor. Şu an en güçlü guruların bile karanlık ile savaşlarını verdikleri günlerdeyiz. Karmik temizlik için en elverişli zamanlara girdik.

Yara, içinde kendi ilacını barındırır.

Şifada üç adım vardır: Farkındalık, kabul ve süreç. Bu üçü eksik olamaz.

Ben kendimi hiç bir zaman bir ‘şifacı’ olarak görmedim ve tanımlamadım. Çünkü şifa ve şifacı kişinin kendi ile yaşadığı süreçtir, dışarıdan müdahele ile gerçekleşmez. Dışarıdan destek alınabilir, eğer buna alan varsa, ama şifacılık yapılamaz. Doğasına aykırı.

Şifacı tanımıyla gelen spiritüel ego tuzağına burada hiç girmiyorum. Bu konuyla ilgili çok yazılıp çizilen var.

Şifa, bireysel bir süreçtir.

Şimdi, 4. evre kanseri kendim şifalandırdım diyebilir miyim? Diyebilirim çünkü bu süreçte ben sadece batı ya da alternatif tıbbın yöntemlerine, doktorlara, şifacılara kendimi teslim etmedim.

Ben, kendimi, kendime teslim ettim…

Bu kanseri ben yarattım, şu veya bu nedenden ve sadece ben çözebilirim. Başkası mümkün mü?

Beden benim, ruh benim, Karma benim, geçmiş benim, gelecek benim. Başkası mı yaşıyor benim hayatımı, acılarımı, sevinçlerimi, utançlarımı, zorluklarımı, şükürlerimi, huzurumu?

Kim tecrübe ediyor?

Ben yaşıyor, hissediyor, biliyorum. Bilişe geliyorum her adımda.

Şifa, yarada gizli.

Karanlığın içinde buluruz ışığı. Ve bulduğunda orada tecrübelerinin ışığında bir birey vardır.

Şifa yolculuğu bireyseldir.

Başımıza gelenlerin kurbanı, mağduru olarak gördüğümüz sürece kendimizi, yaralar ve acıdan hep kaçmaya çalışacağız.

Ve kurban hali çok sübtil şekillerde işler. Şu an dünyada kendini kurban ya da mağdur hissetmeyen kimse neredeyse yoktur. Neden mi?

Eğer sen sonsuz Evrenin, Yaradan’ın mükemmel bir parçası olarak hissedip yaşamıyorsan geriye bunu henüz yapamamış bir kurban hissi kalıyor.  Mükemmel bir unsur olarak yaşadığını düşünüyorsan da bir sorun var çünkü o ‘hal’ sırlı bir haldir, kişi fark etmeyecek kadar masum bir hisle, tevazuyla yaşar. Bu konu ciddi bir tefekkür konusu.

Yaraları ve zorlukları kabul etmediğimiz sürece de, tam tersi gerçekleşir; bizi iplerle bağlayarak hapsederler. Sen kaçtığını, uzaklaştığını sanırsın, o sana kancaları takmaya devam eder.

Bazen ne dua, ne meditasyon ne mantra hiç bir işe yaramaz. Aydınlıkla tüm bağların kopmuş gibi hissedersin.

Kaçtıkça bu durum nevrotik bir hal alarak sinirleri yıpratır ve her düşüşte kalkış daha da zorlaşır.

Otantik bir acı süreci ise kaçma zihniyeti değil, yüzleşme cesareti ile doludur. Işığın Savaşcısı hissiyatında. Kuşanır kılıcını ve zırhını, dalar yaranın içine.

İşte bu hal, her Yaralı Şifacı’nın bildiği ve geçtiği Ölülerin Gölgeler Vadisidir ya da Ruhun Karanlık Gecesi.

Yara seni ya yok eder, ya da yükseltir.

Sen beceremeyeceğin için ya da eksik veya tam olduğun için değil; henüz seçmediğin için…

Kendini…

– Gülenay Pema

Bir Cevap Yazın