
Gözyaşı sadece su değildir; ruhun kapı aralama refleksidir. İnsan bedeninin en yoğun duygulanma anlarında yaşadığı sarsıntı aslında biyolojik bir taşma değil, enerjisel bir boyut kaymasıdır. Kalbin o an birden genişlediğini, göğsün içinden dışarı doğru büyüdüğünü, nefesin kesilir gibi olup sonra mucizevi şekilde açıldığını herkes bilir. O an insan bir şeyin içine değil, bir şeyin içinden geçer.
Duygu yükseldiğinde sinir sisteminin tahammül eşiği dolar. Vagus siniri kalbi, akciğeri, bağırsakları, hafızayı ve nefes ritmini aynı anda tutmaya çalışır. Taşma noktasında gözyaşı devreye girer. Bu bir çöküş değil; sistemin yeniden kalibre olma çabasıdır. Gözyaşı taşınca sinir sistemi resetlenir, hipotalamus stres protokollerini kapatır, kalpteki elektromanyetik alan genişler ve bilinçaltı yüzeye çıkar. Ağlamak aslında beynin “yeniden başlat” tuşudur.
Aşırı duygulanma anında kalp yalnızca acı çekmez, büyür. Kalbin manyetik alanı birkaç metrelik yayılımdan bir anda onlarca metreye genişler. Bu yüzden mekânın titreşimi değişir, insanlar senin yoğunluğunu hisseder, zaman akışını yavaşlatır, nefes bir anlığına tutulur gibi olur ve düşünce akışı kesilir. Bu “durma” anı boyut kapısının açıldığı yerdir.
Gözlerin dolduğunda ya da göğsün sıkışarak açıldığında sanki bedeninden hafifçe ayrılmışsın gibi hissedersin. Bu dissosiyasyon değil; enerji bedeninin frekans atlamasıdır. Enerji beden bir anlığına fiziksel bedenle tam hizadan çıkar, yukarı doğru genişler, kendi yörüngesini değiştirir ve sonra tekrar yerleşir. İnsan bu yüzden ağladıktan sonra hafiflemiş, boşalmış, hatta farklı bir benliğe geçmiş gibi hisseder. Çünkü gerçekten başka bir boyuttan geri dönmüştür.
Aşırı duygulanma, bedenin tutamadığı spiritüel bilgiyi dışarı taşır. Bazen bir farkındalık, bazen bir kabullenme, bazen yoğun bir sevgi akışı, bazen de bir bitişi kabul eden sessiz bir teslimiyet halinde akar. “Enerji taşması” denen bu fenomen kişiyi hızlı bir evrimsel sıçramaya sokar. İnsan yalnızca ağlamaz; dönüşür. Ve çoğu kez “bunu daha önce de yaşamıştım” der, çünkü ruhun boyut değiştirmesi hayatın kırılma anlarında defalarca gerçekleşir.
Ve bazen bu anlar öyle ani, öyle ince bir çizgiden gelir ki sanki görünmez bir el kalbin kenarını okşar. Bir rüzgar, bir bakış, bir şarkının bir saniyelik titreşimi… Ruh bir anlığına bulunduğu odadan çıkıp daha geniş bir düzleme adım atar. Orada zaman biraz daha yumuşak akar, düşünceler daha geniş bir gövdeden süzülmüş gibi olur, insan “ben kimim?” diye sormaz; sadece hatırlar. Sanki eski bir kapının önünde durursun, kapıyı açmazsın ama aralıktan içeri ışık sızar. O ışık bazen çocukluğun kokusudur, bazen bir kaybın izi, bazen de ruhunun yıllardır çağırdığı ama adını bilmediğin bir hatırlayıştır.
Ağladıktan sonra gelen hafiflik bu yüzden boşluk değil, yeni bir yerleşimin başlangıcıdır. Enerji beden geri döner ama eskisi gibi oturmaz; biraz daha geniş, biraz daha bilge, biraz daha yumuşak yerleşir. İnsan bunu kimseye anlatamaz, kelimeler yetmez. Ama içten içe bilir: O anda yalnızca bir duygu boşalmadı. Bir kapı aralandı, ruh bir anlığına başka bir genişlikte nefes aldı ve sonra tekrar bu bedene, bu zamana, bu yaşama döndü.
Gülenay Pemaji 🪷
Yaklaşan Programlar
– 19-21 Aralık Meryem Ana Mistik İnziva Selçuk Meryem Ana Evi (Konaklamalı İnziva)
Kayıt için tıklayın.
