Gülenay Pema

Bu yazacaklarımı kitaplardan öğrenmedim.
Yaşayarak öğrendim.

Hayat bana, bir ilişkide sevginin sözlerle değil; davranışın sürekliliğiyle ölçüldüğünü defalarca gösterdi.

Belirli bir döngü tekrar etti:
İlişkide bir kopma noktasına gelindiğinde, hareket başlıyordu.

Sözler geliyordu.
Fark edişler.
Vaatler.

İlişki bir anda kıymete biniyordu ve bilge açıklamalar geliyordu, gerçekten bilge ve yön gösteren.

Ama ayrılık olmayınca, yani tehdit ortadan kalktığında, her şey yavaşça eski haline dönüyordu. Yine aynı yaralar, kalıplar devam ediyordu.

Zamanla şunu ayırt etmeyi öğrendim:
Bu bir sevgi yokluğu değildi. Bu, sevginin taşınamamasıydı.

Bir insan sizi gerçekten sevebilir. Ama kilit şurada; o sevgiyi yaşatmak, sürdürmek, temas halinde kalmak kişi için güvenli bir alan olmayabilir.

Yakınlık arttığında bazı sinir sistemleri rahatlamaz; tetiklenir. Sevgi onlar için gevşeme değil, tehdit hissi yaratır.

Çünkü sevgi, geçmişte sertlik, duygusal temas eksikliği ve yalnızlıkla eşleşmiştir. Bu durumda sevgi çağrıları işe yaramaz. Yumuşak davetler duyulmaz. Ancak sert temaslar ve doğrudan yüzleştirmeler farkındalık yaratır.

Bazı yaralar nazik uyarılarla değil, gölgeyle doğrudan temas edildiğinde görünür olur. Bastırılmış olan, ancak bastırıldığı yerden çağrıldığında ortaya çıkar. Ve bu kibar bir yol değil. Cesaret ister, özgüven bekler. Bedeli vardır: Sorumluluk. Bu noktada çoğu ilişkide kritik bir kırılma yaşanır.

Yüzleştirme, karşı tarafta farkındalık değil; hakaret olarak algılanır. Çünkü kendi değeriyle teması zayıf olan bir sinir sistemi, aynayı tehdit gibi görür. Gölgeyle karşılaşmak yerine, aynayı suçlamayı seçer. Ve ilginç bir şekilde, kişi gitmeye yaklaştığında tablo değişir.

Bu kez tetiklenen şey sevgi değil, kayıp korkusudur.

Sinir sistemi alarm verir.
Panik devreye girer.
Ortaya çıkan çaba, çoğu zaman içsel bir dönüşümden değil; kaybetmeme refleksinden doğar.

Tehdit geçip ilişki sürdüğünde ise sistem yeniden tanıdığı düzene döner.

Değişim kalıcı olmaz. Çünkü değişim, içsel güven oluşmadan sürdürülemez. Burada önemli bir ayırt etme vardır:

Sorun sevilmemek değildir.
Sorun, sevgiyle kalamamaktır.

Gerçekten samimi bir temas kurabilen biri, değişimi kaybetme ihtimaliyle değil;
incittiğini fark ettiği anda başlatır. Burası çok önemli, eşinin incindiğini fark ettiğinde değişim, terkedilme riskiyle değil.

Ayrılık tehdidi olmadan da sorumluluk alabilir. Çünkü motivasyonu korku değil, bağ kurma kapasitesidir.

Tam kopma anında gelen sözler ve çabalar, çoğu zaman sevginin dili değildir. Panik konuşur.

Ve o panik, çocukluktan seslenir:

“Gitme. Çünkü ben bu yakınlığı taşıyamıyorum.”

Bu noktada gerçek netleşir:

Sevgi vardır.
Ama onu yaşatacak sinir sistemi kapasitesi yoktur.

Ve ikili ilişki dönüşümdür, duygularının sorumluluğudur, dürüst yüzleşmedir ve bunlar temelde olmadan sevgi, tek başına yetmez.

Sevgilerimle,

Gülenay Pemaji 🪷

Yaklaşan Programlar

  • 10 Ocak – İçimdeki Anne Online
  • 27 Şubat Gizemli Dişilik Eğitmenlik Programı (Online, canlı, inziva)

Kayıt için tıklayın.

Yorum bırakın