suc%cc%a7lama-oyunu-gu%cc%88lenay-pemaKişisel-keşif yolculuğunda, yani gerçekte kim olduğunu keşfetme yolunda sahte olan benlikle hakikat arasındaki farkları görmeye başladığımızda, dışımızdaki dünyanın ve çevremizdeki insaların iç dünyamızın bir yansıması olduğunu anlamaya başlarız.

Bu anlayış kim olduğunu anlama yolunda önemli bir seviyedir.

Bu anlayışa gelinceye kadar diğer insanların davranışlarının bizimle hiç alakası olmadığını, yaşamın karşımıza çıkarttığı kişi ve olaylarda bizim hiç bir etkimiz ve sorumluluğumuz olmadığını düşünüp, ya suçlayıp ya omuz silkip ya öc alıp ya da kapıyı kapatıp hiç olmamış gibi davranmış olabiliriz. Ancak bu şekilde davrandığımızda o olay ile yüzleşmeyip, başka bir zaman farklı yer ve kişiler üzerinden tekerrür ettiğini de görürüz.

Burada bir uyanış vardır.

Bazen kişi hayatında tekrar eden negatif olayların farkına varabilir, bazense fark edemez, çünkü olayın duygusal ve zihinsel boyutunda şartlanmış zihinle birlikte bir tanımlama içerisindedir.

Negatif ve istenmeyen olayların yaşamında farklı kişiler ve zamanlar da olsa tekrar ettiğini fark eden kişi için dönüşüm süreci başlar.

Farkında olunamayan süreçlerde ise suçlama oyununun tuzağında, kısır döngülerin tekrarında kalınır. Tekrarında kalınır derken bile farkında olmayan bir anlayışın ağzından konuşuyorum çünkü, dışardaki dünyanın iç dünyasının bir yansıması olduğunu idrak eden kişi şu şekilde bir ifade kullanırdı; ‘kısır döngüleri tekrar ettiriyorum, bilinçli ya da bilinçsiz olarak’. Bu bakış kişisel-sorumluluğunu alma yoluna yeni yeni adım atanlar için kendini suçlamak gibi görünebilir ancak buradaki hissiyat bambaşkadır, ne kendini ne başkasını suçlama vardır, olmakta olana objektif, olanı olduğu gibi görebilmeye, tarafsız kalıp dışardan bakabilmeye doğru bir adım vardır. Bu idrakin sırrı da içinde gizlidir; dönüşüm hissiyatı.

Kısır döngülerden ve tekrar eden negatif kalıplardan çıkış için bu elzem bir idraktir.

Dış dünyayı değiştirmek için kişi muazzam efor sarfedebilir, başkalarını değiştirmek, olayları ve kişileri istediğiniz şekle getirmek için bir ömür bile verebilirsiniz ve bazen yine de tam istediğiniz gibi olmaz. Dış şartları değiştirme konusunda bazıları o kadar enerji ve imkana sahip olmaya da bilir, böyle olduğunda da çaresizlik içinde ya dünyaya küser, ya aşırı hırsının kurbanı olur ya da hesabı başkalarına kesme çabası ile ömrünü ve sağlığını tüketir. Bu pahalı bir oyundur, bedelini çok değerli zamanımızla ödeyeceğimiz.

Aslında burada yaşanan çok ama çok özel ve değerli bir idrak vardır; dış dünyayı değiştirmek bu kadar zor iken iç dünyayı değiştirmeye başladığında dış dünyanın otomatik olarak değiştiğini, taşların yerli yerine oturup istediğin yaşam şekillerine ve davranışlarına ulaştığını görürsün.

En güzel yanı ise iç dünyayı değiştirmek için dışarıya çıkman dahi gerekmez tek ihtiyacın olan, samimi bir niyet.

‘Eğer dış dünyamda karşılaştıklarım, etkileştiklerim iç dünyamın bir yansıması ise ve eğer iç dünyamı sadece ben değiştirebilirsem o zaman bu muazzam bir lütuftur bana verilmiş olan. Mutluluğumun, sağlığımın, değerimin anahtarı hiç bir zaman başkalarının elinde değildi aslında.’

Kişisel-sorumluluğunu alan kişi bu idrake varır. Bu mucizevi an binlerce şükür edilesi bir andır.

Olay ve kişilerin bir kurbanı olmadığını, yaşadıklarının, ruhunun tekamülünde öğrenmen gereken ve seni manevi olgunluğa taşıyan, kalbinin kabuklarını kıran, acılarını şifalandıracak tecrübeye getiren dersler olduklarını, kimsenin sana ceza vermediğini ve hiç bir şekilde mağdur olmadığını idrak edersin.

Yaşamının dümeninin senin elinde olduğunu, ektiklerini biçtiğini bizzat görürsün.

Bizzat görüştür idrak denilen.

‘Çevrende görmek istediğin değişimin kendisi ol’ deyişi de tam bu manaya gelir.

Başkalarını ya da kendini suçlamanın olayı çözmek ve huzursuz hissettiren negatif duyguların içinden çıkmak için ciddi bir engel olduğunu bir çoğumuz anlamaya başladı.

Sıradaki sorunuzu duyuyorum; nasıl sorumlu olduğumu anlamadığım, göremediğim bir konuda nasıl sorumluluğumu alabilirim ki?

Özgüven eksikliği için seni yetiştiren ebeveynlerini ya da şu andaki eşinin bu özgüven eksikliğinin üstüne gidecek bilinçaltı hareketlerini sorumlu tutabilirsin. Objektif olarak baktığımızda tüm bunlar elbette manalı, çünkü bunlar senin yaşadığın hikayenin bir parçası, bunun içerisindesin ve karşılaşıyorsun. Sonuçta eğer sizi yetiştirirken ihtiyacınız olan sevgiyi veremeyecek ebeveynler ile büyümüş ya da eşiniz size duygusal ya da fiziksel şiddet uyguluyorsa böyle düşünmeniz doğal. Tüm bunlardan ilk bakışta tabi ki siz sorumlu değilsiniz.

Ancak burada dikkat çekmek istediğim durum; şuçlamanın kendisi. Kendimizi ya da başkalarını suçlarken içinde olduğumuz ithamkar, negatif ya da değersiz hissedilen duygu hali. Tüm bu suçlama halinde bir tür agresif, öc almak isteyen ve içindeki huzursuz ve sıkıntılı duyguyu dışarıya sızdıran, iyi niyet ürünü olmayan bir his var.

İşte bu durumda, ciddi bir kişisel-dürüstlükle kendine itiraf etmen gerekiyor bu yaydığın negatif hissiyatı. Eğer kendine bu itirafı edebilecek bir alan açabilmişsen, bu itifafın bir şifa merhemi olduğunu anlayacak bir sevgi kıvılcımı aktiftir içinde. Aktiftir diyorum çünkü yaratılmış olan her insana ne kadar derinde ve üzeri örtülü olursa olsun sevgi tohumu ekilmiştir.

Başkalarını ya da kendini suçlayan bir halde iken çözümden çok uzaklaşırız. Suçlama ile birlikte hareket alanını daraltan utanç ve öc duyguları kabarır. Aynı zamanda çözümü diğer kişilerin avuçlarının içine bırakırız.

Sonuç olarak tüm bu söylediklerim eminim ki bir çoğunuzun kalbinde yerini buluyor. Kendi acımız için başkalarının sorumluluk almasını talep edemeyiz, bu beyhude bir çaba olur. Karşımızdaki ancak hazır olduğunda böyle bir sorumluluğu alacaktır. Ama bu satırları okuyan siz, bu sorumluluğa hazır olma yolundasınız bazılarınız bu sorumluluğu alıyor, görüyorum.

Yaşamımızda mutluluğa ve istediklerimize doğru ilerlemek istiyorsak, başkalarının davranışlarını değiştirmelerini beklemekle ömür tüketmenin alemi yok.

Kendi yaşamımızın dizginlerini elimize aldığımızda bilgelik kapılarını aralamış oluruz.

Böyle yaptığımızda da ebeveynlerimizi anlamaya ve affetmeye başlarız. Bizden af beklemeseler bile.

Affettiğimiz kadar özgürüz.

Eşinizin hiç bir şekilde bu davranışları kabul etmediği, duygusal ya da fiziksel şiddet yaşadığınız ilişkinizi bitirmeye karar verdiğinizde, önemli olan nasıl hissettiğinizin ve kendi darvranışlarınızın sorumluluğunu aldığınızdır.

Kendimizi sevdiğimizde, sevgi dolu davranışları kendimize çektiğimizde istediğimiz yaşam şekillerini yaratırız. Bizi kıran, itham eden ya da üzen kişileri evrene, Allah’a havale edebiliriz. Ve bu şekilde bu toksik suçlama oyunundan doğan ve negatif kısır döngüleri tekrar ettirmekten ve mutluluktan bizi uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramayan hali terk etmeye başlarız.
Sevgilerimle,

Gülenay Pema

*Gülenay Pema’nın eğitimleri ve yayınladığı makaleleri takip etmek için sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.

Yaklaşmakta Olan Eğitimler