Enerji dediğin şey bir yerde yaşamaz.
O, titreşir. Ve sen de aslında bir frekanstan ibaretsin. Bazen içinde bir senfoni akar…
bazen de zihnin çekmeyen Wi-Fi gibi donar kalır. Sorun hayat değil. Sorun, hangi frekansta olduğun. Uyanış dediğin şey de öyle mistik bir kaçış değil. Ayar tutturmak gerekiyor.

Kendini daha net duymak.
Sinyalini parazitten arındırmak.
Frekans dediğim şey, düşündüğün, hissettiğin ve niyet ettiğin şeylerin birbiriyle ne kadar uyumlu olduğu. Uyum arttıkça algın keskinleşir, gücün berraklaşır, sevgin derinleşir.

Uyumsuzsan, kafa karışıklığı, kararsızlık, huzursuzluk…
İşin püf noktası, durup kendini izlemek.
Tetiklendiğin an kaçmadan, hikaye anlatmadan, suçlamadan.
Sadece bakmak.

Çünkü gördüğün her karanlık, göründüğü anda çözülmeye başlar. Farkındalığın ışığı, karanlığı dağıtır.

Kalbine dokun, nefesini oraya indir.
Bedenin zaten nasıl dengeye geleceğini biliyor.

Şükran duyduğunda, hayat “eksik” “yetersiz” modundan çıkar, “zaten var” moduna geçer.

Su içerken, farkında olarak iç.
Toprağa bas.
Fazla elektriği boşalt.
Ve en önemlisi,
Şimdiye gel.

Geçmişte kalan enerji sızdırır. Gelecek kaygı yaratır. Ama şimdi… temizdir.
Sesini kullan, titreşimini hisset.
Bedenin aslında bir enstrüman.
Ve sen, her gün yeniden akort edilmesi gereken bir varlıksın.

Frekans yükseltmek bir hedef değil.
Her gün yaptığın ince bir ayar.

Sevgilerimle,

Gülenay Pema 🪷

Bir Cevap Yazın