gulenay-pema-yeni-yilGeçtiğimiz günlerde gezegenimiz köklü değişim sürecine girdi ve bu süreç bir süre daha devam edecek. Gündönümü ve dünyanın gök kubbedeki kuzeye doğru hareketi (Uttayana) ile tüm yaşamın Güneş ile olan ilişkisinde bir değişim olmakta. Biliyoruz ki Güneş, gezegenimize etki eden en büyük prana, yaşam kaynağı. Güneşin olmadığı 48 saat içinde bu gezegende yaşam son buluyor. Dolayısıyla da Güneş ile ilgili her hareket önemli yankı ve etkilere sahip.

Gündönümleri Kuzey yarımkürede yeni başlangıçları, yeni fırsatları, yeni yaşamı temsil eder. Kışa hazırlanan doğa, filizlendireceği tohumlar, açacağı çiçekler ve vereceği meyveler için hazırlığa başlar.

Biz de tarlamızı sürdürdük, organik çavdar ektik, birkaç güne de karabuğday (greçka), atalardan kalma karakılçık buğdayı ve badem ekeceğiz. Gerisi Toprak Ana’ya teslim.

Bugün, gezegende yaşayan insanlar için bir yılın bitişi ve yeni bir yılın başlangıcı. Her ne kadar sadece bir rakamdan, insan yapımı sistemden oluşuyor olsa da döngüsel bir tabiatı var bu gezegendeki canlıların. Sistemsel bir rakam olsa da, bugün dünya üzerindeki bir çok insan için yılın sonu ve yenisinin başı. Bu durum kendi başına büyük bir güç alanı oluşturuyor.

Her yıl başı yeni başlangıçlar, yeni bakış açıları için niyet etme zamanı. Bu süreç bir portal ve dünyada hemen herkes mutlu olmak için aktif bir niyette ve kutlamada.

Hem kendi hem de herkes için iyi niyet, aydınlık, sevgi dilemek ve dua etmek için verimli zamanlardan biri.

Geçen yılı gözden geçirip, neler olduğuna bakmak, kazandıklarımıza şükretmek, artık bize hizmet etmeyen, miladı dolan, zorlayan, üzen düşünceleri, davranış kalıplarını geride bırakmaya niyet etmek. Makalemin sonunda bunun için etkili bir uygulama önereceğim.

Ancak uygulamadan önce bugünü nasıl kutladığımıza dikkat çekmek istiyorum. Kutlama fikrini yeniden tanımlayıp, gelmekte olan yılda şimdiye kadar yaptıklarımızdan, kendimizden ve kişisel ihtiyaçlarımızdan daha da büyük bir şey yapacağımıza dair bir niyeti ve bu niyete adanmışlığımızı kutlamaktan…

Her canlı içgüdüleri ile yaşar ve ölür, doğanın kanunu bu. İnsanoğlunun bundan daha büyük bir yetisi var; bilinç. Bilinçle insan doğa harikası işler başarır ve başarıyor. Limitli görüşleri, kalıpları, davranışları aşıp, ‘ben, benim, bana’ tekilliğinden çıkıp, ‘bize, bizim, biz’ bütünlüğüne gelebilmeye adandığında.

Bu varoluşun kuralları gereği ne yaparsak yapalım, bir gün sonu gelecek, bir gün beden tükenecek, öleceğiz. Peki zaten öleceksek o zaman gerçekten kayda değer, kalplere dokunan, canlıları koruyan bir şeyler yaratmaya adasak kendimizi… ya da pek bir şey yapmadan, şikayetle değiştirebileceğimizi sanarak, beklenti içinde göçüp gitmek var… seçim her zaman bizim.

Öyle ya da böyle bir yaşam yaşıyoruz, aslında soru ne yaptığımızdan ziyade ‘nasıl’ yaptığımız.

Yaptığımız her ne olursa olsun, elimizden gelenin en iyisini yapacağımız samimiyetiyle yaparsak bu bizim göstergemiz olur.

Yaptığımız şeyi yapış şeklimiz bizi tanımlar.

Yaptığımız her ne olursa olsun, neden harika, derin, güzellikler yayan, mutlu eden, netlik veren, şifa veren şekillerde yapmayalım.

Diwali

Yeni yılda neler yapacağımızın listesini yapma önerisinde bulunmayacağım. Zira üzerinde etkimizin olmadığı, yaptırımımız olmayan birçok dışsal değişen var. Polyannacılık belki çocukken iyi niyetle yapılmış bir çıkıştı, çıkmaz sokak olduğunu anlamak bazılarının yıllarına mal oldu, şimdi bunun bir işe yaramadığını bilerek adımlar atmanın manası yok, en azından artık bu oyunu oynamaktan sıkılmış olanlar için bu böyle.

Her zaman aktarmaya çalıştığım ve kendi tecrübemden gördüğüm gibi, gerçek değişim sen değiştiğinde oluyor. İçinde, kalbinde gerçekten dönüştüğünde etrafındaki dünya da değişmeye başlıyor. Mantığı basit; inançlara dönüşmüş davranış kalıpların, düşünce tarzın hayatını şekillendiriyor. Çünkü düşündüklerinle tanımlıyor, değerlendiriyor ve yargılıyorsun. Ve düşündüklerin kendi yaşam tecrübenle sınırlı. Yani sadece kendi yaşam tecrüben kadar düşünüp, değerlendirip, yargılayabilirsin. Yargıladığın şeyin ya da kişinin gerçekliğini bilemezsin, sen sadece kendi zihninin sana verdiği şekilde düşünce bulutları oluşturabilirsin. Ve zihin her zaman geçmişten getirdiklerinden referans alır, yani limitlidir.

Bu limitli yaşam şeklinden çıkabilmek için önce bu yazdıklarımın gerçekliğini içinizde görebilmeniz elzem.

Sonraki aşamada düşünce kalıplarını bulup, ne olduklarını tanımladığınızda, kendi kendinize yarattığınız inançları sürdürdüğünüzü, bir çoğunun tek taraflı, sadece kendiniz tarafından düşünülen şeyler olduğunu göreceksiniz.

Bu kalıpları keşfetmek birer mucize etkisi yaratır. Ve eğer onları sen düşündüysen, senin hikayenin bir parçasıysalar, yine sen değiştirebilirsin.

Kimseye bağımlı olmadan.

Bir düşünce kalıbın varsa bu senin düşüncen ve sen değiştirebilirsin. Bu nasıl güzel bir özgürlük, kendi başına bir mucize değil mi?

Başkasına bağımlı, beklentide kalmak yerine, neden beklentide olduğunu, neden bağımlı olduğunu sorgulamaya başladığında çözüme doğru en büyük adımı atmış olursun. Kendi yaşamının sorumluluğunu dürüstçe alarak, suçlama oyununa, içsel sabotajcıya ve eskiden düştüğün tuzaklara düşmeden, düşsen dahi eskisinden daha çabuk kalkarak yoluna devam edersin.

Kalbine doğru, gerçekten bu yaşama neden geldiğine doğru, ruhunun amacına doğru.

Düşüncelerin sana ait, öyle olmasaydı dünyanın en güzel bir yerinde dahi mutsuz olabileceğini gayet iyi bilmezdin.

Dışardaki yaşamda istediklerimizi yaratabiliriz. Ancak bunun için birçok etkeni bir araya getirmemiz, çok uğraşmamız gerekir.

İçinde istediğin bir şeyi yaratmak için ise sadece kendini bir araya getirmen yeterli.

Dış dünyada harika işler başarmak için önce kendinde harika şeyler yaratırsan, dış dünyanın hiç tahmin etmediğin şekiller aldığını, seni zihninin limitli tahmini dışındaki yerlere götürdüğünü görürsün. Ve böyle bir yaşam bir maceradır, hep yeni, heyecanlı ve bitmeyen.

İçinde harika işler yaratan bir insanın dışında harika işler yaratabilmesinin önünde kimse duramaz.

Dünya, içinde güzellikler yaratmadan dış dünyada bir şeyler yaratan bencil ve gaddar insanların açtığı devasa yaraları sarmakla meşgul.

Bugün kutlama günü, o halde kutlayalım. Mutlu olmak içindeki değişim için anahtar. Tüm insanoğlu için.

Gezegenimizde ihtiyacımız olan kalbini sevgi bilincine açmış ve bu bilinci davranışları ile hayatlarında sürdüren insanlar. İnsan bilincinin yükselmesi ile kastedilen bu.

Sevgi, kelimenin düşürüldüğü gibi basit bir yerde değil, sevgi bu varoluşta her şeyin ilacı.

Sevgi bilinci fiziksel değil. Fiziksel boyutun limitleri vardır, sevgi bilincinin limitleri yoktur. Genişledikçe daha da çok yarayı şifalandırır, büyüdükçe her şeyi kapsar ve iyileştirir, dokunduğu yerlere barış, huzur getirir.

Sevgi bilinci, limitsizce herkesi ve her şeyi kapsar.

Yaşam tecrüben sevgi bilinci ile dolduğunda, sen de limitsiz olursun. Zira ortada ‘ben’ diyebileceğin limitli bir kimlik olmaz. Her anı şefkat dolu, cesur, kapsayan bir bilinç olur.

Evet et ve kemikten oluşursun ve bedenin de zihin gibi limitli ancak bu limitlerden değil kalbin sonsuz sevebilme kapasitesinden bahsediyoruz.

Sevgi dolu bir kalp her zaman bir yolunu bulur, her zaman.

Bugün, eskiye ait, işinize yaramayan, sizi geride tutan ve kalbinizi kapatan şeyleri değiştirmeye başlayalım. Deri atar gibi, üzerimizdeki ağırlık yapan, davranış kalıplarını, düşünce şekillerini geride bırakmaya niyet edelim.

Niyet edip bırakmıyoruz tabi ve şimdi şu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim; nasıl işime yaramayanları atacağım? Eğer bir kabuğu soymak istersen bu yavaş yavaş olacak. Her gün biraz daha, biraz daha, biraz daha. Zihnin hemen sonuç bekleyen ve sabırsızlıkla arzulayan tuzağına düşmeden. Kalbin sebatlı alanında azimle, kendinden emin ve hep ilerleyerek.

Yaşam kısa, bazı şeyler kendiliğinden sıyrılıp gider, bu doğru ama bazıları için bilinçli olarak adımlar atmamız, negatif kalıpların nedenleri ile yüzleşmemiz gerekir. Neden mi? Yaşam kısa demiştim. Eski deriyi atma vakti geldi ise neden bekleyelim.

Tüm bu süreç beton gibi bir ciddiyetle yürünmez, çok sıkıcı olur ve bırakır gideriz. Bir öz-disiplin olmalı zira zihin kurnaz ve can çıkar huy çıkmaz demişler yani rakip güçlü, ama aynı zamanda bir espri kapasitesi ile ve yoksa da geliştirerek yükü hafifletebilir, oyunun kurallarına göre oynarken keyif almayı unutmayız.

Her şeyi katı bir şekilde ciddiye alarak değil, anlayışla ve yılmadan. Şefkatle ama kendinden ödün vermeden. Teslimiyetle ama boyun eğmeden. Kendine değer vererek ve kibrin vakit kaybettiren tuzaklarına düşmeden.

Her gün yeni bir gün.

Yarın yeni bir yıl ve her günü yeni.

Her güne yeni doğmuş bir bebek hevesi ile bakıp, olgun bir birey olarak yaşam dengesini kurabilmek işin sırrı.

Aslına bakarsanız yeni yılı beklemeye gerek yok, gündönümü çoktan başladı. Şu an yep yeni.

Her tecrübeye yeni doğmuş bir bebek gözeleri ile bakabilmek, açılımları, çözümleri görebilmek. Kalbin heyecanını yaptığın her şeye katmak. Bunu bir gün bile yapabildiğinde dünyalar sana açılır.

Makalenin başında bahsettiğim çalışma için kendinize uygun ve sadece kendinize ait bir saat ayırın.

Geçtiğimiz yılı gözden geçirip, yeniye yer açacağız.

Bunu yapabilmenin en iyi yolu, bir defter, fotoğraflarınız ve anılarınızı önünüze alıp, sevdiğiniz bir çay ve müzik.

Önce sessizce bir dakika kalalım. Sessizce derken, hiç bir düşünce olmadan. Bedeni kapsayarak, anı yaşayarak, minimum düşünce akışı. Sakince akan nefes, şimdi ve burada. Bir iki dakika bu alanda, sessizce gözler kapalı kalalım.

Önünüze aldığınız geçmiş yıla ait anılara şöyle bir göz atın. Onları istediğiniz ve uygun gördüğünüz bir sıraya, ya da kümeye alın. Fotoğraflar, yeni tanıştığınız kişiler, olaylar, sıkıntılı anlar, problemler, tartışmalar, korkulu anlar, mutlu anlar, kutlama anları, başarılar, sağlıklı anlar, hastalıklı anlar.

Gözden geçirip, organize ettikten sonra defteri üç sütuna bölelim.

Deftere yaşadıklarımızdan ortaya çıkanları yazacağız.

Soldaki ilk sütuna kazanımlarınızı, ortaya henüz tamamlanmayanları ve en sağa da sizi mutsuz eden, size yaramayan kalıpları, davranışları ve olayları yazıyoruz.

Bu çalışmayı yaparken bir şeye dikkat edeceğiz özellikle orta ve sağ sütunda; benim duygularım, davranış ve düşüncelerim ve başkalarının neden oldukları.

İkinci aşama olarak dürüstçe kişisel-sorumluluğu alacağız. Ben dediğimiz yerlerde;

– kendimizi suçluyor muyuz?

– başkalarını mı suçluyoruz?

Dürüstçe cevap vermek için biraz sessizlikte kalıp o olayın size objektif görünebilmesi için berrak bir zihne yer açalım.

Çok basit ama çok etkin bu uygulama ile yeniye yer açabilmenizi ümit ediyorum.

Önümüzdeki yıl her nasıl olursa olsun, sevgi bilincine, kalpleri sevgiye açmaya devam edeceğimiz, görmek istediğimiz sevgi, bilinç, anlayış, sağduyu, barış ve cesaretin kendisi olacağımız bir yıl diliyorum.

Sevgilerimle,

Gülenay Pema

Gülenay Pema Eğitim Takvimi

*Gülenay Pema’nın verdiği eğitim ve makalelerden haberdar olmak için sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.