“Onlar yıldızlarla yollarını bulurlar.”
(En’âm, 97)

Bu cümle Kur’an’da geçer. Ama kehanet anlatmaz. Geleceği ifşa etmez. Fal öğretmez.
Sadece çok sade bir hakikati hatırlatır:
İnsan, işaret okumayı bildiğinde yolunu bulur.

Yıldızlar burada kader için değil, istikamet için vardır. Kaybolan için yön, karanlıkta kalan için referans, savruk olan için sabite.
Bu yüzden insanlık tarihinin en eski refleksi
göğe bakmaktır.

İnsan yıldızlara tapmadı. Onları okudu. Çünkü gökte bir düzen varsa, yerde de olmalıydı.
Ve insan, bu ikisinin tam ortasında duruyordu.

Bilim bugün bunu doğruluyor: Evren kaotik değil, ince ayarlıdır. Galaksiler belirli oranlarla döner, yıldızlar matematiksel yasalarla hareket eder, ışık bile rastgele davranmaz.

Yani gök, başıboş değildir. Kadim insan bunu sezgisel olarak biliyordu. Modern bilim bunu hesaplayarak söylüyor. Yıldızlar “ne olacak?” demez.

Yıldızlar şunu sorar:
“Sen neredesin?”

Ve belki daha derin bir soru fısıldarlar:
“Bu düzende kendini nereye koyuyorsun?”

Astrolojiyi imanla ayıran çizgi tam buradadır.
– Gayb bilgisi iddiası yoktur.
– Kaderi ele geçirme arzusu yoktur.
– Tanrılaşma yoktur.
Var olan şey: hikmet okuması.
İnsan gökteki düzeni okurken aslında kendi iç düzenini fark eder. Çünkü insan bedeni de
yıldız tozundan yaratılmıştır. Demirimiz süpernovalardan, nefesimiz kadim uzaydan gelir.

Kur’an insanı “yeryüzünün halifesi” derken
onu evrenden koparmaz.
Aksine, kozmik bir sorumluluğun taşıyıcısı olarak konumlar. Gece karanlığında göğe bakan biri şunu idrak eder:
Ben karanlıkta değilim. Sadece yönümü hatırlamaya ihtiyacım var. İman, kör inanç değildir. İman, düzeni okuyup haddini bilme yetisidir. Ve belki bu yüzden, tarih boyunca insan gökte gördüğü düzeni yeryüzüne taşımaya çalıştı.

Göğün Bilgisi Yeryüzüne Nasıl İndirildi?

Göbeklitepe, Stonehenge, Mısır tapınakları,
Antik Yunan kutsal alanları… Bu yapılar rastgele inşa edilmedi. Güneşin doğuşuna,
ay döngülerine, belirli yıldız hizalanmalarına
bilinçli olarak yerleştirildiler. Bunlar ibadet mekânı olmanın ötesinde göksel takvimlerdi.
İnsan yazıyı icat etmeden önce göğü okuyordu.
Kutsal Geometri: Görünmeyen Düzenin Dili
Altın oran, spiral formlar, merkez–çevre dengesi… Antik yapılarda gördüğümüz bu oranlar estetik için değil, bilinci hizalamak içindi.

Kutsal geometri şunu söyler:
Evrenin bir dili vardır. Ve bu dil şekillerle konuşur. İnsan o oranların içine girdiğinde
sadece bakmaz; hatırlar.

Tapınak, Beden ve Merkez Bilgisi
Delphi Tapınağı’nın “dünyanın göbeği” olarak anılması bir mecaz değildir. Bir bilinç haritasıdır.

Kadim anlayışta:
– gökte bir merkez
– yerde bir merkez
– insanda bir merkez
aynı eksende düşünülür.
Tapınak = beden
Beden = evren
Bu yüzden orada yankılanan söz şudur:
“Kendini bil.”

İnsan göğe tapınca yolunu kaybetti.
İnsan göğe sırtını dönünce de.

Kur’an’ın hatırlattığı denge şudur:

Bak. Oku. Ama haddini bil.
Yıldızlar kaderi vermez. Ama istikameti hatırlatır. Ve belki de bütün bu taşlar, tapınaklar, hizalanmalar tek bir şeyi fısıldar:
Gökte olan yerde, yerde olan insanda yankılanır.
Yol dışarıda değil. Ama işaretler her yerdedir.
Bu yazı, o işaretlere bakmaya cesareti olanlar için.

Sevgilerimle,

Gülenay Pemaji 🪷

Yaklaşan Programlar

  • 10 Ocak – İçimdeki Anne Online
  • 27 Şubat Gizemli Dişilik Eğitmenlik Programı (Online, canlı, inziva)

Kayıt için tıklayın.

“Onlar yıldızlarla yollarını bulurlar.” En’âm, 97’ için 2 yanıt

  1. Merhabalar üstad

    Öyle bir yazı ki beni silkeledi kendime getirdi. İhtiyacım olana vesile olduğunuz için çok teşekkür ederim. En derin sevgilerimle mutlu yıllar diliyorum

    Meryem Özcan

Pemaji için bir cevap yazın Cevabı iptal et