
Babanız size sadece bir çocukluk bırakmadı. Dış dünyayla kuracağınız ilişkinin görünmez haritasını da bıraktı. Güveninizi, cesaretinizi, para algınızı, sınırlarınızı ve ne kadar sevilmeyi hak ettiğinize dair inançlarınızı büyük ölçüde baba figürü şekillendirdi. Çünkü baba, yalnızca bir ebeveyn değil, çocuğun gözünde dış dünyanın ilk temsilcisidir.
Çocuklukta sevgisini göstermeyen bir baba, sadece sevgisini saklamaz. Çocuğun sinir sistemine görünmez bir cümle bırakır: “Bu dünyada her şeyi tek başına yapmak zorundasın.” Yıllar geçse de beden bu kaydı taşımaya devam eder. Kaygı, kontrol ihtiyacı ve güvensizlik çoğu zaman bu görünmez programın yansımalarıdır.
Çocuklukta karşılanmayan ihtiyaçlar yetişkinlikte farklı maskelerle geri döner. Baba yarası da çoğu zaman kendini aşırı bağımsızlık maskesinin arkasına saklar. “Kimseye ihtiyacım yok.” diyen kişinin içinde, çoğu zaman görülmeyi ve korunmayı bekleyen bir çocuk vardır.
Baba yarası olan insanlar genellikle başarısızlıktan korkmaz. Asıl korkuları, düştüklerinde onları tutacak kimsenin olmamasıdır. Bu nedenle yeni başlangıçları erteler, karar vermekte zorlanır ve çoğu zaman kendi potansiyellerini hayata geçirmekten çekinirler. Çünkü bilinçaltı sessizce aynı soruyu tekrar eder: “Ya yalnız kalırsam?”
İşkolik bir baba, çocuğa çalışmayı öğretmez. Çoğu zaman ona yalnızlığı öğretir. Öfkeli bir baba, disiplikten çok korkuyu miras bırakır. Duygularını göstermeyen bir baba ise sevginin ifade edilmediği bir dünyanın kapısını aralar.
Baba ve para arasındaki ilişki, düşündüğümüzden çok daha derindir.
Bolluk yalnızca ekonomik bir kavram değildir. Bolluk, öz değer duygusunun dış dünyadaki yansımasıdır. Babasından duygusal olarak onay alamayan bir çocuk, yetişkin olduğunda başarıyı bile tehdit olarak algılayabilir.
Bu yüzden bazı insanlar çok çalışır ama hiçbir zaman yeterince başarılı hissetmez. Bazıları ise tam hedeflerine yaklaşmışken geri çekilir. Para kazanmalarına rağmen onu ellerinde tutamazlar. Çünkü bilinçaltındaki temel inanç değişmemiştir: “Ben bunu hak etmiyorum.”
Baba yarası olan kişilerde sorumluluk almak da zorlayıcı olabilir. Çünkü sorumluluk, bilinçaltında güçle değil, baskıyla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle erteleme, kararsızlık, yarım bırakılan projeler ve maddi düzensizlik sık görülen davranışlar hâline gelir. Sorun çoğu zaman tembellik değil, içsel otoritenin yeterince gelişmemiş olmasıdır.
Dikkat edin. Baba yarası taşıyan insanların kullandığı bazı cümleler birbirine şaşırtıcı derecede benzer. “Para elimde kalmıyor.” “Bir türlü istikrarlı olamıyorum.” “Sorumluluk almak beni yoruyor.” “Neden sürekli güçlü insanlara ihtiyaç duyuyorum?” Bunlar karakter özellikleri değil, çocuklukta geliştirilen hayatta kalma stratejileri olabilir.
Bu yaranın merkezinde çoğu zaman bastırılmış öfke bulunur. Çünkü çocuk, hayatta kalabilmek için babasına duyduğu kırgınlığı ve öfkeyi bastırmak zorunda kalır. Ancak bastırılan her duygu, başka bir kapıdan geri döner. Yetişkinlikte kendini sabote etme, mükemmeliyetçilik, ilişki bağımlılığı ve sorumluluktan kaçış da bu dönüşün farklı yüzleri olabilir.
Peki, neye bakmak gerekir? Başarı sizin için ne ifade ediyor? Para kazandığınızda ne hissediyorsunuz? Hata yaptığınızda kendinize nasıl davranıyorsunuz? Sürekli onay arıyor ya da sizi kurtaracak birini mi bekliyorsunuz?
Şifa, babayı suçlamakla başlamaz. Şifa, onun eksik bıraktığı parçaları kendimize vermeyi öğrenmekle başlar. Kendi içimizde bize inanan, bizi koruyan ve cesaretlendiren yeni bir ses inşa etmek gerekir. Çünkü yetişkinliğin en güçlü cümlesi şudur:
“Artık beni kurtaracak birini beklemiyorum. Çünkü aradığım güç, her zaman içimdeydi.”
Sevgilerimle,
Gülenay Pema 🪷
Eğitimler için tıklayın
