Tag Archives: özgürlük

Haziran Enerjileri, Öncesi ve Sonrası…

Standard

3yaprakSon yıllarda yaşadığımız değişim daha önce hiç olmadığı kadar hızlı. 1980′ler ile 2000 yılları ve şimdi arasında muazzam enerji farkı var.

Son zamanlarda bu hızlı değişim enerjisi birçok insanı alışık olmadığı bir sürece sürükledi. Sürükledi diyorum çünkü değişim artık kaçınılmaz bir hal aldı. Ya değişiriz ya değişiriz.

Değişim enerjisine her insan yapı, yetişme ve çevresel nedenlerle ayak uyduramıyor ve kayayı omuzlayarak, itekleyerek, belini kırarak, sinirlerini bozarak ve sonunda derin keder ve endişeye boğularak savaşıyor.

Gezegensel ve ulusal olarak derin yaralarımız yüzeye çıkmış durumda. Derin keder ve endişe hissiyatları birçok insanın yaşamına hakim.

Değişimle gelen bu doğal süreci sebat, metanet ve aktif teslimiyetle karşılayacak manevi olgunluğa henüz ermemiş olanların ciddi anlamda kolları sıvayıp, değişmesi gereken yönleri tanımlamaları gerekmekte.

Bu yönleri, huyları, kalıpları tanımlamak ancak ve ancak artan ve keskinleşen bir farkındalıkla yani bilinçle mümkün. Bilinç ise, ego ya da düşük ben dediğimiz nefsin sınırlı ve limitli görüş açıları, edinilmiş bilgi ve kapalı kalbi ile açığa çıkamaz.

Değişim enerjisi ile yüzleşemeyenler reddedilen eski kalıpları tekerrür ettirdikleri sürece önce bireysel sonda da toplumsal olarak acıların derinleşmesine katkıda bulunuyorlar.

‘Nasıl değişiklik yapabilirim?’ Sorusuna geldiğimizde ise öncelikle bu sorunun samimiyetine bakmalıyız. Eğer samimi isek gün içinde kendimize sessiz alanlar yaratarak, bu en önemli ilk adımı atarak başlayabiliriz. Sonra ister bir kağıda ister zihninize yazıp (ki kağıda dökmek her zaman bilinçaltını tetiklediği için çok efektiftir) değiştirmek istediklerinizi not alın. Altından kalkamayacağınız kalın köklü kalıplar yerine ilk aşamada küçük hedefler belirleyin. Ve bu hedeflere ulaştıkça bir sonrakileri belirleyin. Başarının sırrı azim ve konsantrasyondur.

‘Neden insanlar uyuyor?, neden değişmiyor?’ sorularını sorup karşısında hissettiğiniz çaresizliğin endişesi ve panik hali yerine, ‘ben uyanmalarına nasıl katkıda bulunurum?’ sorusunu sorup, cevaplarını arama vaktidir.

İnsanoğlunun yetileri verilen lütufları muazzamdır, yeter ki üzerindeki ataleti, pası kaldıralım.

Bu yolda, daraldığınız anlarda yakın dostlar ve doğa size destek olacak alanlar. Keder ve endişenin bulanık sularında yüzmek yerine kendinizi akan mis gibi bir nehrin, denizin kollarına bırakın, bırakın akan temiz su sizi de akışın güzelliğine alıştırsın, hatırlatsın neden bu güzel gezegene geldiğinizi. Doğanın parçası olduğunuzu, zihnin zindanlarının değil.

Bu Haziran ayı ile birlikte bilinçli dönüşüm için her gün bir dakika sessizliğe davet ediliyoruz. Her mutlu olmak huzur ve sağlıkla yaşamak isteyen bireyi bu davet bekliyor. Huzur ve mutluluk bize hali hazırda verilmiş yaşamsal haklarımız.

Devamını okumak için tıklayınız.

Affetmek… Af edebilmek…

Standard

forgivenessEgo mutsuzlukla geçinir; ne kadar çok mutsuzluk varsa onun için o kadar beslenme vardır.

Coşku dolu anlarda ego tamamen yok olur ve tam tersi: Şayet ego yok olursa coşku üzerine yağmaya başlar. Eğer egoyu istersen affedemezsin, unutamazsın; özellikle de acıları, yaraları, hakaretleri, aşağılanmaları, kâbusları. Unutamayacağından değil. Onları abartmaya devam edip duracaksın, onları vurgulayacaksın. Hayatında güzel olan şeyleri unutmaya meyledeceksin, yaşamındaki neşeli anları unutacaksın; onlar ego söz konusu olduğu sürece bir amaca hizmet etmezler. Neşe ego için zehir gibidir ve mutsuzluksa vitamin gibidir. Egonun tüm mekanizmasını anlamak zorunda kalacaksın.

Şayet affetmeye çalışırsan bu gerçek affediş değildir. Çaba ile sadece baskılayabilirsin. Sadece zihninin içinde sürüp giden aptalca oyunu anladığında affedebilirsin. Yeniden ve yeniden onun tüm saçmalığı görülmek zorundadır; aksi taktirde bir taraftan bastıracaksın ve o diğer taraftan gelmeye başlayacak. Bir şekliyle onu bastıracaksın; o ise kendisini başka bir biçimde gösterecek: Bazen o kadar zor fark edilir bir biçimde olur ki onun çok iyi yenilenmiş, yeniden dekore edilmiş ve dayanıp döşenmiş aynı eski yapı olduğunu fark etmek nerdeyse imkânsızdır, neredeyse yeniymiş gibi görünür.

Ego negatifte yaşar çünkü temelde ego negatif bir olgudur; o hayır deme üzerinde var olur.

“Hayır” egonun ruhudur.

Ve nasıl olur da coşkuya hayır diyebilirsin? Mutsuzluğa hayır diyebilirsin, ıstıraba hayır diyebilirsin. Nasıl olur da çiçeklere ve yıldızlara ve günbatımına ve güzel, ilahi olan her şeye hayır diyerahlirsin? Ve varoluşun tamamı onunla dolu – güllerle dolu – ancak sen hep dikenleri topluyorsun; bu dikenlere çok büyük bir yatırımın var.

Bir taraftan devamlı olarak, “Hayır, bu perişanlığı istemiyorum” diyorsun ve diğer taraftan ise ona yapışıyorsun. Ve asırlardır sana affet denildi. Ancak ego affetmek aracılığıyla da yaşayabilir, “Affettim. Düşmanlarımı bile affettim. Ben sıradan bir insan değilim” fikriyle kendisini beslemeye başlayabilir.

Ve şunu asla unutma, hayatın temel ilkelerinden birisi şudur; sıradan bir insan var olmadığını düşünen kişidir, ortalama insan var olmadığını düşünen kişidir. Devamını okumak için tıklayınız.

TV seyretmem, dizi seyretmem, gazete okumam, magazin okumam…

Standard

BarisYıllardır TV seyretmem, dizi seyretmem, gazete okumam, magazin okumam. Ne hamburger dükkanlarına girer, ne de AVM’lerden torbalarla alışveriş yaparım. Modayı takip etmem, hiç etmedim yeri geldi karadenizli kadınların el tezgahlarında dokuduğu kumaştan, kendi tasarladığım sade ve uzun ömürlü kendir, organik, etik üretim kıyafet ürettim. Laf olsun diye, reklam olsun diye, ünlü olmak ya da zengin olmak için değil. Bir vizyonum olduğu için, bu ülke ve insanlık için. Benim gibi tüketimin esiri olmayan binlerce insan var bu ülkede. İşte şimdi o insanlar diğerlerine örnek oluyor, bayrak taşıyor, kalemi eline alıyor.

Bu yaşam şeklini tercihim kendiliğinden oldu, bir sonuca varmak için değil, bugünlerde olanlar için değili birilerini takip etmek için değil, kendi sıhhatim, sağlığım, huzurum ve öyle olması gerektiğine kalpten inandığım için.

Beyin yıkayan medyanın farkında olduğum için. Gazete okumuyorum diye yıllar evvel beni eleştiren kişilere, siz okuyun ben istemiyorum diye kibarca kendi duruşumu ifade ettim, kimseyi yargılamadım. Politika konuşulduğunda fikrim olmadığından değil, fikrimin henüz yer bulamayacağından sessiz kaldım. Ve bu sessizlikten rahatsız olmadım, zira içimden hep bildim Gerçek Özgürlüğün ve Aşk’ın her zaman yerini bulacağını. Fazla laf yapmaya, ispat etmeye gerek duymadım hiç.

Tüm bunlara rağmen her zaman gerekli bilgiye ulaştım, eksik kalmadım. Bilincimi doğru kullandım, kalbimin sesini dinledim, aynı yolda yürümek isteyenlere de örnek olmaya, yolları göstermeye devam ettim.

Yalnızca kriz zamanları değil, her gün uyanık olmak, her gün direnişte olmak, önce kendi hayatını bu şekilde yaşamalı insan. Sonra da yeri geldiğinde ne yapılması gerektiği konusunda berrak bir zihin olur, ne yapacağını bilir, vizyonu olur, birlik olur, kardeşlik olur, aksiyon alınır.

Sokaktakiler genç insanlar, üniversite öğrencileri, vakitleri TV’deki uzatmalı anlamsız dizileri, reklamları, gülünç ve koca kırmızı halkalarla aynı cümleyi beş kez tekrar eden haberleri seyretmeye harcamıyor, büyük oranda. Koyun psikolojisi bu demek, her birey kendi iç zaferini vermeli, ego dürtülerini görmeli, sonra da ülkesini yönetenler ego ile, hırs ile, öç ile neler yapıyor tanıyabilir, ve neler olduğunu net olarak görebilir.

Bundan sonra daha da seçici olacağımız aşikar, dayatmalarla değil, bilinçli BİR insanın BİNLERE dönüşüp, milyonlara nasıl tesir edebileceğini tecrübe etmek için.

Gülenay Pema Antep

*Makalelerden ve eğitimlerden haberdar olabilmek için sağ taraftaki “Blog’u Takip Et” kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.

Körle yatan şaşı kalkar…

Standard

people“İnsanlar ya size ilham verirler, ya da enerjinizi tüketirler. Doğru kişileri seçin”

Bu sözü paylaşırken önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Zira kötüleme ve kenara atma işi değil bu konuya bakışım.

Elbet karanlık zamanlar, zorlu zamanlar, hastalık, yoksulluk, travma, üzüntülü anlar yaşama dair. Bu süreçlerden geçen dostlarınız vardır elbet, sizden destek almak isteyen.

Ancak burada ince bir çizgi var.

Destek vermek, insanlığa hizmet etmek insan olmanın başlıca amacı. Velhasıl bu görüşü karşınızdaki kişinin de paylaştığını gördüğünüzde, o yaşam kıvılcımını ne kadar sönük olursa olsun gördüğünüzde bu kişiye destek olabilirsiniz.

Hepimizin hissiyatları var, gözlem kapasitemiz geniş. Kim gerçekten savaşıyor, kim savaşma oyunu oynayıp, kendini eğliyor ve hem kendi zamanını hem de sizin zamanınızı alıyor anlaşılabiliyor. Bazı kişiler sürekli şikayet etmeyi, hastalıklı olmayı ve duygu sömürmeyi, oyunlar oynamayı yaşam şekli haline getirmiş olabilir. Onların da bu oyunu tüketip tecrübe edip, tekamüllerini tamamlamaları gerekiyor. Yaşamadan öğrenemezler. Amaç onları yargılamak değil. Ancak berrak bir zihne ve bilince sahip bir kişi böyle karanlık içersinde gezinen ve bunu yaşam şekli haline getirmiş birisini hemen anlar. Ve elinizden gelen desteği, ilhamı, sevgiyi verip, o kişiyi kendi hayatının sorumluluğunu almak için teşvik eder. Bazı durumlarda katı kurallar koymanız gerekebilir, altında iyi niyet olan. Bu iyi niyet sizinle Yaradan arasındadır, kimseye ispatlamak zorunda değilsiniz. Böyle bir iyi niyet olduğunda aldığınız katı karar karşınızdakine acımasız da gelse uygulamak durumundasınız. Tanrıcılık oynamak, egonun en sevdiği şeylerden biridir. Şifacılık, destekçilik, ben onu değiştirim hayalleri…

Velhasıl siz henüz kendi yaşam döngünüzde cebelleşirken bir başkasına gereğinden fazla destek olmaya çalışmak hem sizin egonuzu besler, hem karşınızdakinin “muhtaç olma”, “kurban” olma hissiyatlarını besler hem de her iki tarafında dönüşümünü yavaşlatır hatta durdurur, yerinde saydırır.

Bu tür bir ilişkide kendi selametinizi düşünmeniz öncelikli bakış açınız olmalı. Bu bencillik değil, Yaradan’ın kurallarını kabul ettiğinizin, her şeyin ve herkesin olması gerektiği gibi olduğunun kabulüdür. Bu mütevaziliktir, doğanın gücünü ve dengesini kabul etmek ve gerçek teslimiyettir. Devamı için tıklayınız.

*Eğitim ve makalelerden haberdar olmak istiyorsanız sağ tarafta yer alan “Blog’u Takip Et” kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.

Feminen Güç: Mistik Işıltı… Gerçekten İsteğin Aslında Budur…

Standard
Feminen Olmak Ne Demek? Sanılanın aksine "dişi" olmak 
diğer cinsin onay ve takririnden bağımsızdır...

gulenay pema dişilikBir partiye gittiniz ve odanın diğer tarafında bir kadından öyle bir karizma yayılıyor ki sanki bu dünyanın ötesine ait. Yolda yürürken size karşı yürüyen bir kadın görüyorsunuz, ve yaydığı ışıltı oldukça etkileyici geliyor size. İşe yeni alınan satış müdürü öyle bir ışığa, estetiğe ve rahatlığa sahip ki sırtınızdan bir özenti titremesi geçiyor sanki. Restoranda, kadın bir garson öyle kendinden emin ve mutlu hareketler sergiliyor ki onun yaşam enerjisini restorana gelenlerle paylaşması sizi de etkiliyor, ve bunu nasıl yapabildiğini sorgulamadan edemiyorsunuz.

Tüm bu kadınların ortak özelliği nedir?

Hepsi feminen güce sahipler. Bu tür bir Mistik Işıltı, kendi bedeninde rahat hisseden kadınlardan yayılır ve etrafına tesir eder. Enerjileri o kadar çok şey anlatır ki, kelimeleri kullanmalarına gerek kalmaz.

Bu kadınların başkalarının dikkatini çekmek ya da kendilerini göstermek için abartılı olmaları gerekmiyor. Onların gücü dış etkenlere bağlı değildir; onlar beslemek, beslenmek ve onlara hizmet etmesi için kendi iç güçlerini geliştirmişlerdir. Onlar rehberlik, danışmanlık ve yön için kendi iç kaynaklarına güvenirler. İdeolojik, hayal ürünü dişilik perdesini kaldırıp, otantik dişilliğin özüne entegre olmuşlardır.

Bu kadınlar bulundukları bu yere tabi ki engelsiz ve çabasız gelmediler. Çok çaba gösterdiler, yeri geldi ağladılar, çaresizliğe düştüler ve küllerin içinden bir kısrak gibi başı dik çıktılar.

Dünyamızda gerçek, otantik ve kendi varlığını yaşayan ve bunu diğer kadınlara da öğretecek daha çok kadına ihtiyacımız var.

21.yüzyılda dişillik oldukça yanlış anlaşılıyor özellikle de kadınların kendileri tarafından. Bazı kadınların karşı cinsi etkilemek, popülerlik, güzellik ve para kazanmak için oldukça uygunsuz hallere girdiklerine şahit oldum. Sanki bilinç altı seviyede dişil ruhun önüne ekmek kırıntıları atılmış ve o muazzam engin doğasından kopuk bu kırıntılara talim edilmiş. Moda, güzellik sektöründe yüksek mertebelere sahip kadınların bazılarının, işlerinde zeki, başarılı ve azimli olmalarına rağmen bir erkeğin etrafında oldukları an, gerçek kimlikleri açığa çıktığında, kişisel değer alanında çok zayıf olduklarına tanık oluyorum. İlk bakışta rahatsız edici olan bu duruma daha yakından baktığımda bu durumun başkalarının yaptıklarını taklit etmekten, başkalarından öğrenilen bir halden kaynaklandığını gördüm. Kendini bilememe durumu, gerçek, otantik kişiliğini, özünü bilememe hali. Sistem ve reklamlar da kişiyi yapay bir kadın ideolojisine sürükleyip, prototip, birbirine benzeyen kadınlar üretiyor. Sonra da bu kadınları tedavi etmeye çalışıyor, ancak bu bir kısır döngüdür.

Kişisel güç eksikliği öğrenilen bir davranış şeklidir. Bazılarımız annelerinden, anneannelerinden veya aile ağacını oluşturan dişi akrabalarından alırlar bu davranış şeklini. Bilinç altı mesajları absorbe edilir ve para, kariyer ve ilişki alemine talim olunur.

Ancak artık her jenerasyonun alın yazısı, bu limitleri aşıp kişisel-dönüşüm yolunda kendine aymasıdır.

Bu devasa bir girişimdir ancak mukafatı paha biçilemez.

Dünyadaki bazı dinler ve toplumlar kadından çocuk yapabilme kapasitesi haricinde bir şey beklemez. Bu tür bir sosyal ve dini grupda kadın, biyolojik kaderini yerine getirmek durumundadır, fazlası yoktur. Kadının kendi “İlahi Dişil” potansiyelini geliştirmesine izin verilmeyecektir. Tam tersi gücününden vaz geçmesi ve kendinden ödün vermesi beklenir.

Toplumumuzda genç yaştan itibaren mükemmel bir kadın olmamız gerektiği öğretildi. Her şeyi yapabiliyor olmamız beklendi ve eğer her şeyi yapamıyorsak bizde bir sorun var olduğu ima edildi, bazı durumlarda direk açıklandı.

Dünyadaki her şeyin limitli olduğu bize öğretildi; finansal durum, iş imkanları, erkekler, aşk, zam vb. Bize seksin istediğimizi elde etmek için tek araç olduğu söylendi. Bize kendini feda etmenin yüce bir davranış olduğu söylendi. Kadının evlendiği kişinin, oturduğu semtin, parmağındaki taşın büyüklüğünün, çocuklarının, nereden alış-veriş yaptığının, hangi şarabı içtiğinin ve tabiki beden numarasının onun değerini belirlediği söylendi. Bize kendini kıyaslama sanatı öğretildi, kim daha çekici, kim daha seksi, kim daha akıllı, kim daha zayıf… Bunlar zamanla senin kendine güvenini yedi bitirdi.

Bize güçsüz olmanın yolları öğretildi, güçlü olmanın değil.

Devamı için tıklayın.