Tag Archives: ego

‘Düşük Ben’ = Ego = Zihin

Standard
marianne williamson“Geçmişi, geçmişte yaşayarak iyileştiremeyiz. Şimdide yaşayarak iyileştiririz”

– Marianne Williamson

Marianne Williamson Amerika’nın yetiştirdiği özel ve tevekkülü sağlam ruhani hocalardan. Mesajları her zaman sevgi ve dua çerçevesinde odaklanıyor. Bir çok kitabı var ve oldukça geniş bir kitleye hitap ediyor. Bu yıl ilginç bir atak yaparak politikaya atıldı. Maneviyatı, şifayı ve sevginin her şeyi mümkün kılar olduğunu uygulamalı olarak gösterebilmek için.

Hepimiz Yaradan’ın izni ve şefkati ile yeteneklerimize ayıp, bu çerçevede hizmet edebilmek için bu dünyaya geldik.

Her kim ki bu yolda yürümeye başladı, Allah ve rehberleri her zaman yanındadır. Zira gerçek yaşam amacını gerçekleştirmeye başlayan kişi sevgi ile dolup taşar ve bunu yetenekleri aracılığıyla aktarıp, sunar. Bu yol ilahi bir yoldur ve ilahi yolda ilerleyenler hiç bir zaman yalnız değildir.

Bu sevgiyi açığa çıkarabilmek için ise ‘düşük ben’ ya da ego dediğimiz kişiliğimizin, zihnin tüm perdelerini, oyunlarını tanımlamak gerek. Tanımlanan şeyler, su yüzüne çıkar, artık karanlıkta ya da bilinç altında değildir. Böyle olduğunda da bizi yönetemezler.

Düşük ben sizi yönetmediğinde derinlerden açığa çıkan ruhunuz, yüksek benliğinize yol verir. Ve mucizeler ardına mucizeler hayatınızı bürürken, acının da, zorluğun da kayıbın da hikmetini idrak edersiniz.

Bu durum manevi olgunluk halini getirir. Bu da dışarıda ve içeride huzurun ve sükunetin yer etmesi ile kendini belli eder.

Dünyayla ve insanlarla savaşmak yerine dengeli bir ruh haline sahip olur, aksiyonlarınızı bu dengeli merkezden alırsınız. Bu şekilde sizin için en doğru olanı, en doğru anda ve şekilde yaptığınız hissiyatı sizi bırakmaz. Ve yaşamınız bir çatışma yerine ılıman bir meltem gibi akar.
Tatminlik ve hoşnutluk hissiyatlarıyla.

Bu kıvama gelebilmek için yani ‘düşük ben’in, egonun yönlerini tanımlayabilmek için disiplin, azim ve bu yola adanmışlık şart.

Olaylar zorlamaya başlayınca ego’nun tekmeleri de güçlü gelir. Ya hocanızı, ya tekniği, ya kendinizi ya da ailenizi, döversiniz, itersiniz, suçlarsınız. Ancak bunların hepsi ölmekte olan ego’nun çırpınışlarıdır. Disiplin, azim ve adanmışlığınız test edilmekte.

Bu yolda ancak cesareti açığa çıkaranlar yürüyebilir ve bu cesaret herkesin içine ekilmiştir. İnsanoğlu olarak içimize ekilen sevgi, erdem ve bilgelik tohumlarını yeşertmek ve meyva veren bir ağaç olana kadar beslemek ve bakmak yegane görevimizdir.

Vakitimiz tahmin edildiği kadar uzun olmayabilir.

Hindistan’dan sevgilerimle.
&lt

*Makale ve eğitimlerden haberdar olmak için sağ tarafta yer alan ‘Blog’u Takip Et’ kutusuna email adresinizi bırakabilirsiniz.

Reklamlar

Aşk için sana gerek yok…

Standard

woman2“Aşk sana gerek yok. Senin varlığın bir engel.

Ne kadar yoksan, o kadar iyi. Sen olmadığında aşk gerçekleşir.

Aşk yapılamaz. Meditasyon yapılamaz.

Coşku, mutluluk, onları başaramıyoruz, çünkü onlar yapılamaz. Onlar eylem değil, onları kullanamazsın, tam tersine kendini salıvermek gerekir. O zaman coşku başına gelir. O zaman mutluluk başına gelir, o zaman aşk içine girer, o zaman aşk seni sahiplenir.

Çağdaş insan, çağdaş zihin, her şeyi sahiplenmek ve hiçbir şey tarafından sahiplenmemek ister. Çağdaş insan her şeyin efendisi olmak ister. Ve yalnızca şeylerin efendisi olabilirsin.

Canlı olan hiçbir şeyin efendisi olamazsın. Yaşam kontrol altına alınamaz.

Çağdaş ego her şeyi kontrol altına almak ister. Ve sen kontrol altına alamadığın her şeyden korkuyorsun.

Paraya sahip olabilirsin ama aşka sahip olmazsın. Bu yüzden biz her şeyi nesnelere dönüştürüyoruz. Hatta insanları şeylere dönüştürüyorsun. Çünkü o zaman onlara sahip olabiliyorsun.

İki insan birbirini seviyor ve hiçbiri efendi değil. Ne sevgili, ne âşık…

Devamını okumak için tıklayın.

Sahiplenme & Kıskançlık = Sahte Aşk

Standard

gulenaypemaDoğru yolda ilerleyen herkesin eninde sonunda karşılaşacağı en büyük sorunlardan birisi aşk ve bağımlılık arasında belirgin bir fark olduğunun bilincinde olabilmektir. Göze aynı görünürler – ama değildirler. Birbirlerine benzerler – ama farklıdırlar. Hatta, aslında, bağımlılığa kıyasla nefret bile aşka daha fazla benzer. Bağımlılık tam tersidir; nefretin üstünü örter ve ona aşk süsü verir, ve aşkı öldürür. Bağımlılık kadar, sahiplenmek kadar zehirli hiçbir şey yoktur. Bunu iyice içimize sindirip, sonra güzel öykümüzü inceleyelim.

Çoğumuzun başına gelmiştir, sana da olmuştur – çünkü beyin aşk ile bağımlılığı kolaylıkla karıştırabiliyor. Her şeye dışarıdan bakanlar bu konuda kurban konumuna düşüyorlar. Bağımlılık aşkmış gibi ele alınıyor, ve bir kez bağımlılığı, sahiplenmeyi aşk olarak kabul ettin mi gerçek aşkı hep ıskalarsın. Eline sahte para geçmiş gibi olur. Artık gerçek parayı aramazsın çünkü elde ettiğini sanırsın. Kandırılmışsındır.

Sahiplenmek, bağımlılık sahte aşktır. Nefret daha iyidir, çünkü en azından gerçektir, en azından doğrudur. Ve nefret her an aşka dönüşebilir, ama sahiplenme asla aşka dönüşemez ondan tamamen vazgeçmelisin. Neden bağımlılık aşk ile karıştırılır? Ve aradaki fark nedir? Buradaki mekanizma sinsice işler.

Aşk, karşındaki ile bütünleşmeye hazır olduğun anlamına gelir. Bu bir ölümdür, en anlamlı ölüm, içine düşebileceğin en derin boşluk, ve düşmeye de devam edersin. Bunun sonu yoktur, dibi yoktur, sonsuza dek diğerinin içine düşersin. Asla bitmez. Sevmek, sevdiğinin büyüklüğü karşısında kendini kaybetmek anlamına gelir. Aşk teslimiyettir – hem de koşulsuz; çünkü eğer bir koşul bile olursa o zaman sen önem kazanırsın, karşındaki değil; merkezde sen olursun, o değil. Eğer merkezde sen varsan diğer kişi sadece bir araca dönüşür. Sen onu kullanıyor, sömürüyor, onun sayesinde tatmine erişiyor olursun – yani hedef sensindir. Ve aşk der ki, diğerini amaç haline getir, ve eri, ve birleş. Bu ölüme ait bir fenomen, bir ölüm sürecidir. İnsanlar işte bu nedenle aşktan korkarlar. Hakkında konuşabilir, şarkılar söyleyebilirsin, ama aslında ondan korkarsın. Asla aşka bulaşmazsın.

Tüm aşk şiirlerin, şarkıların birer yedektir, onları gerçeğinin yerine koyarsın, böylece aşık olmadan şarkısını söyler, sevmeden sevmiş gibi yaparsın. Aşk öyle derin bir ihtiyaçtır ki onsuz yaşayamazsın; ya kendisini ya da yedeğini ararsın. Yedek sahte olabilir, ama en azından bir süreliğine aşık olduğun hissine kapılırsın. Sahtesi bile keyiflidir. Eninde sonunda sahte olduğunun farkına varırsın; o zaman sahte aşkı gerçeğine dönüştürmezsin – o zaman sevgiliyi değiştirirsin.

Devamını okumak için tıklayınız.

Affetmek… Af edebilmek…

Standard

forgivenessEgo mutsuzlukla geçinir; ne kadar çok mutsuzluk varsa onun için o kadar beslenme vardır.

Coşku dolu anlarda ego tamamen yok olur ve tam tersi: Şayet ego yok olursa coşku üzerine yağmaya başlar. Eğer egoyu istersen affedemezsin, unutamazsın; özellikle de acıları, yaraları, hakaretleri, aşağılanmaları, kâbusları. Unutamayacağından değil. Onları abartmaya devam edip duracaksın, onları vurgulayacaksın. Hayatında güzel olan şeyleri unutmaya meyledeceksin, yaşamındaki neşeli anları unutacaksın; onlar ego söz konusu olduğu sürece bir amaca hizmet etmezler. Neşe ego için zehir gibidir ve mutsuzluksa vitamin gibidir. Egonun tüm mekanizmasını anlamak zorunda kalacaksın.

Şayet affetmeye çalışırsan bu gerçek affediş değildir. Çaba ile sadece baskılayabilirsin. Sadece zihninin içinde sürüp giden aptalca oyunu anladığında affedebilirsin. Yeniden ve yeniden onun tüm saçmalığı görülmek zorundadır; aksi taktirde bir taraftan bastıracaksın ve o diğer taraftan gelmeye başlayacak. Bir şekliyle onu bastıracaksın; o ise kendisini başka bir biçimde gösterecek: Bazen o kadar zor fark edilir bir biçimde olur ki onun çok iyi yenilenmiş, yeniden dekore edilmiş ve dayanıp döşenmiş aynı eski yapı olduğunu fark etmek nerdeyse imkânsızdır, neredeyse yeniymiş gibi görünür.

Ego negatifte yaşar çünkü temelde ego negatif bir olgudur; o hayır deme üzerinde var olur.

“Hayır” egonun ruhudur.

Ve nasıl olur da coşkuya hayır diyebilirsin? Mutsuzluğa hayır diyebilirsin, ıstıraba hayır diyebilirsin. Nasıl olur da çiçeklere ve yıldızlara ve günbatımına ve güzel, ilahi olan her şeye hayır diyerahlirsin? Ve varoluşun tamamı onunla dolu – güllerle dolu – ancak sen hep dikenleri topluyorsun; bu dikenlere çok büyük bir yatırımın var.

Bir taraftan devamlı olarak, “Hayır, bu perişanlığı istemiyorum” diyorsun ve diğer taraftan ise ona yapışıyorsun. Ve asırlardır sana affet denildi. Ancak ego affetmek aracılığıyla da yaşayabilir, “Affettim. Düşmanlarımı bile affettim. Ben sıradan bir insan değilim” fikriyle kendisini beslemeye başlayabilir.

Ve şunu asla unutma, hayatın temel ilkelerinden birisi şudur; sıradan bir insan var olmadığını düşünen kişidir, ortalama insan var olmadığını düşünen kişidir. Devamını okumak için tıklayınız.

Heyecan Kaybolduğunda…

Standard

Aşk3

Uzun bir süre âşık kalmak çok zordur. O senin varlığında büyük bir dönüşüme ihtiyaç duyar. Sadece o zaman sen uzun bir süre âşık olabilirsin. Sıradan aşk sadece anlık bir şeydir; o gelir ve gider, o başlar ve biter, onun bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Bu nedenle onu mantıklı hale sokmaktansa sen sadece artık âşık olmadığın gerçeğinin içine bir bak. Çok zor olacak. Artık aşk mevcut olmadığından değil ama artık bir şekilde enerji akmıyor. Bu nasıl olabilir? Aşk enerjidir; eğer aşk oradaysa enerji akacaktır.

Belki de sen eski aşkına âşıksın, bu mümkündür. Belki sen geçmiş anılarına âşıksın; her şeyin ne kadar güzel olduğuna ve enerjinin aranızda nasıl aktığına ve şimdi o akmıyor. O geçmişten kalan bir şey. Sen sürekli olarak geçmişi düşünüyorsun ve şimdinin de geçmiş gibi olmasını istiyorsun. Fakat bu yapılamaz. Şimdi geçmişten bütünüyle farklıdır ve onun farklı olması iyidir. Şayet o geçmişin sadece bir tekrarı olsaydı bıkmış olurdun, tamamıyla sıkılırdın.

Bu yüzden her iki partner de gerçeğin içine bakmalı ve hakikati bulmaya çalışmalıdır. Eğer artık âşık değilseniz, o zaman tek bir şey yapılabilir: Arkadaş olabilirsiniz. Birbirinizi sevgili olmaya zorlamaya gerek yok. Ve aşk zorlanamaz. Eğer onu zorlarsan o bir ikiyüzlülük olacaktır ve hiç kimseyi tatmin etmeyecektir.

Bu yüzden bu şeyin içine bak. Geçmişte sevgiliydiniz, bu yüzden en azından arkadaş olabilirsiniz. Sadece ona bir bak. Belki de arkadaş olmaya karar verirseniz aşk yeniden akmaya başlayabilir çünkü yeniden özgür olmaya başlayacaksınız, yeniden birey olmaya başlayacaksınız, yeniden güvence kaybolacak, yeniden aşkınızı yok etmiş olan etkenler kaybolacak. Aşkınızın yeniden akmaya başlaması mümkündür.

Nasıl ki bir gün bir araya gelmişseniz şimdi de ayrılın ve arkadaş olun. Önce aşkınız gerçekleşti: Arkadaştınız ve sonra bir araya geldiniz. Aşk dostluktan ortaya çıkar ve er ya da geç bir ilişkiye dönüşür ama dostluk olmadan o ölür. Ve şayet onu gerçekten yeniden canlandırmak istiyorsanız bu kesin olur demiyorum, bunun hakkında hiç kimse hiçbir şey söyleyemez ama onun canlanması için bir olasılık vardır. Eğer o canlanmazsa başka birileri ile aşk enerjinizi canlandırabilirsiniz, partnerin başka birisini sevebilir.

Her zaman bir şeyi anımsa: Âşık olmak iyidir. O çok büyük bir sevaptır. Eğer o birisi ile akmıyorsa o zaman onun başka birisi ile akmasına izin vermek iyidir. Ama takılma, aksi takdirde acı çekeceksin, partnerinin acı çekmesine sebep olacaksın, her ikiniz de acı çekeceksiniz. Ve sorun şudur ki eğer çok uzun süre acı çekersen acılarına bağımlı hale geleceksin. O zaman acının içinde bir tür hoşnutluk hissetmeye başlayacaksın. Bir mazoşist haline gelebilirsin ve o zaman onun dışına çıkmak çok zor olacaktır. O zaman sorun çok büyüktür. Devamı için tıklayın.