Tag Archives: osho

Aşk için sana gerek yok…

Standard

woman2“Aşk sana gerek yok. Senin varlığın bir engel.

Ne kadar yoksan, o kadar iyi. Sen olmadığında aşk gerçekleşir.

Aşk yapılamaz. Meditasyon yapılamaz.

Coşku, mutluluk, onları başaramıyoruz, çünkü onlar yapılamaz. Onlar eylem değil, onları kullanamazsın, tam tersine kendini salıvermek gerekir. O zaman coşku başına gelir. O zaman mutluluk başına gelir, o zaman aşk içine girer, o zaman aşk seni sahiplenir.

Çağdaş insan, çağdaş zihin, her şeyi sahiplenmek ve hiçbir şey tarafından sahiplenmemek ister. Çağdaş insan her şeyin efendisi olmak ister. Ve yalnızca şeylerin efendisi olabilirsin.

Canlı olan hiçbir şeyin efendisi olamazsın. Yaşam kontrol altına alınamaz.

Çağdaş ego her şeyi kontrol altına almak ister. Ve sen kontrol altına alamadığın her şeyden korkuyorsun.

Paraya sahip olabilirsin ama aşka sahip olmazsın. Bu yüzden biz her şeyi nesnelere dönüştürüyoruz. Hatta insanları şeylere dönüştürüyorsun. Çünkü o zaman onlara sahip olabiliyorsun.

İki insan birbirini seviyor ve hiçbiri efendi değil. Ne sevgili, ne âşık…

Devamını okumak için tıklayın.

Reklamlar

Sahiplenme & Kıskançlık = Sahte Aşk

Standard

gulenaypemaDoğru yolda ilerleyen herkesin eninde sonunda karşılaşacağı en büyük sorunlardan birisi aşk ve bağımlılık arasında belirgin bir fark olduğunun bilincinde olabilmektir. Göze aynı görünürler – ama değildirler. Birbirlerine benzerler – ama farklıdırlar. Hatta, aslında, bağımlılığa kıyasla nefret bile aşka daha fazla benzer. Bağımlılık tam tersidir; nefretin üstünü örter ve ona aşk süsü verir, ve aşkı öldürür. Bağımlılık kadar, sahiplenmek kadar zehirli hiçbir şey yoktur. Bunu iyice içimize sindirip, sonra güzel öykümüzü inceleyelim.

Çoğumuzun başına gelmiştir, sana da olmuştur – çünkü beyin aşk ile bağımlılığı kolaylıkla karıştırabiliyor. Her şeye dışarıdan bakanlar bu konuda kurban konumuna düşüyorlar. Bağımlılık aşkmış gibi ele alınıyor, ve bir kez bağımlılığı, sahiplenmeyi aşk olarak kabul ettin mi gerçek aşkı hep ıskalarsın. Eline sahte para geçmiş gibi olur. Artık gerçek parayı aramazsın çünkü elde ettiğini sanırsın. Kandırılmışsındır.

Sahiplenmek, bağımlılık sahte aşktır. Nefret daha iyidir, çünkü en azından gerçektir, en azından doğrudur. Ve nefret her an aşka dönüşebilir, ama sahiplenme asla aşka dönüşemez ondan tamamen vazgeçmelisin. Neden bağımlılık aşk ile karıştırılır? Ve aradaki fark nedir? Buradaki mekanizma sinsice işler.

Aşk, karşındaki ile bütünleşmeye hazır olduğun anlamına gelir. Bu bir ölümdür, en anlamlı ölüm, içine düşebileceğin en derin boşluk, ve düşmeye de devam edersin. Bunun sonu yoktur, dibi yoktur, sonsuza dek diğerinin içine düşersin. Asla bitmez. Sevmek, sevdiğinin büyüklüğü karşısında kendini kaybetmek anlamına gelir. Aşk teslimiyettir – hem de koşulsuz; çünkü eğer bir koşul bile olursa o zaman sen önem kazanırsın, karşındaki değil; merkezde sen olursun, o değil. Eğer merkezde sen varsan diğer kişi sadece bir araca dönüşür. Sen onu kullanıyor, sömürüyor, onun sayesinde tatmine erişiyor olursun – yani hedef sensindir. Ve aşk der ki, diğerini amaç haline getir, ve eri, ve birleş. Bu ölüme ait bir fenomen, bir ölüm sürecidir. İnsanlar işte bu nedenle aşktan korkarlar. Hakkında konuşabilir, şarkılar söyleyebilirsin, ama aslında ondan korkarsın. Asla aşka bulaşmazsın.

Tüm aşk şiirlerin, şarkıların birer yedektir, onları gerçeğinin yerine koyarsın, böylece aşık olmadan şarkısını söyler, sevmeden sevmiş gibi yaparsın. Aşk öyle derin bir ihtiyaçtır ki onsuz yaşayamazsın; ya kendisini ya da yedeğini ararsın. Yedek sahte olabilir, ama en azından bir süreliğine aşık olduğun hissine kapılırsın. Sahtesi bile keyiflidir. Eninde sonunda sahte olduğunun farkına varırsın; o zaman sahte aşkı gerçeğine dönüştürmezsin – o zaman sevgiliyi değiştirirsin.

Devamını okumak için tıklayınız.

Affetmek… Af edebilmek…

Standard

forgivenessEgo mutsuzlukla geçinir; ne kadar çok mutsuzluk varsa onun için o kadar beslenme vardır.

Coşku dolu anlarda ego tamamen yok olur ve tam tersi: Şayet ego yok olursa coşku üzerine yağmaya başlar. Eğer egoyu istersen affedemezsin, unutamazsın; özellikle de acıları, yaraları, hakaretleri, aşağılanmaları, kâbusları. Unutamayacağından değil. Onları abartmaya devam edip duracaksın, onları vurgulayacaksın. Hayatında güzel olan şeyleri unutmaya meyledeceksin, yaşamındaki neşeli anları unutacaksın; onlar ego söz konusu olduğu sürece bir amaca hizmet etmezler. Neşe ego için zehir gibidir ve mutsuzluksa vitamin gibidir. Egonun tüm mekanizmasını anlamak zorunda kalacaksın.

Şayet affetmeye çalışırsan bu gerçek affediş değildir. Çaba ile sadece baskılayabilirsin. Sadece zihninin içinde sürüp giden aptalca oyunu anladığında affedebilirsin. Yeniden ve yeniden onun tüm saçmalığı görülmek zorundadır; aksi taktirde bir taraftan bastıracaksın ve o diğer taraftan gelmeye başlayacak. Bir şekliyle onu bastıracaksın; o ise kendisini başka bir biçimde gösterecek: Bazen o kadar zor fark edilir bir biçimde olur ki onun çok iyi yenilenmiş, yeniden dekore edilmiş ve dayanıp döşenmiş aynı eski yapı olduğunu fark etmek nerdeyse imkânsızdır, neredeyse yeniymiş gibi görünür.

Ego negatifte yaşar çünkü temelde ego negatif bir olgudur; o hayır deme üzerinde var olur.

“Hayır” egonun ruhudur.

Ve nasıl olur da coşkuya hayır diyebilirsin? Mutsuzluğa hayır diyebilirsin, ıstıraba hayır diyebilirsin. Nasıl olur da çiçeklere ve yıldızlara ve günbatımına ve güzel, ilahi olan her şeye hayır diyerahlirsin? Ve varoluşun tamamı onunla dolu – güllerle dolu – ancak sen hep dikenleri topluyorsun; bu dikenlere çok büyük bir yatırımın var.

Bir taraftan devamlı olarak, “Hayır, bu perişanlığı istemiyorum” diyorsun ve diğer taraftan ise ona yapışıyorsun. Ve asırlardır sana affet denildi. Ancak ego affetmek aracılığıyla da yaşayabilir, “Affettim. Düşmanlarımı bile affettim. Ben sıradan bir insan değilim” fikriyle kendisini beslemeye başlayabilir.

Ve şunu asla unutma, hayatın temel ilkelerinden birisi şudur; sıradan bir insan var olmadığını düşünen kişidir, ortalama insan var olmadığını düşünen kişidir. Devamını okumak için tıklayınız.

Kendi üstüne bir şaka ol…

Standard
Yine enfes bir makale paylaşmadan evvel yeni ve güçlü çalışmaları kapsayan dolu dolu bir takvim paylaşmak istiyorum. Pranayama ile nefesi doğru kullanmayı öğrenip, yaşam enerjimizi yükseltiyoruz. Diğer öne çıkan ve oldukça ilgi toplayan çalışma Maskülen & Feminen Enerji ve İlişkilerin 3 Seviyesi semineri… Temmuz ayında ise 4 günlük harika bir kamp geliyor. Tam ormanın göbeğinde hem dans, hem yoga, hem de transformal nefes ile muazzam açılımlar yaşayacağız.
 
Hepinizle dönüşümlere vesile olan bu çalışmalarda göz göze gelebilme ümidiyle…
 
Holistik Yaşam Rehberliği çerçevesindeki birebir çalışmalara Teşvikiye’de hafta içi devam ediyoruz. Birebir çalışmalara yakında duygusal düğümleri çözmekte oldukça etkili Nefes Terapi seansları da ekleniyor olacak.
 
Pema ile Flow Dans: 29 Mayıs Çarşamba, Ankara Neva Sanat: 0312 23642 51

Pranayama, Nefes ile Yaşam Enerjisi Kontrolü: 1 Haziran Cumartesi, Beykoz

Maskülen & Feminen Enerji ve İlişkilerin 3 Seviyesi: 5 Haziran Çarşamba, Teşvikiye

Gizemli Dişilik 1: 8 Haziran Cumartesi, Nefesle Hayat İzmir: 0232 464 64 57

Pema ile Flow Dans: 15 Haziran Cumartesi, İstanbul

– “Ben Kimim” Advaita Öğretisi, Sessiz Meditasyon İnzivası, 2 Gün, (daha önce inzivalara katılmış kişilere açıktır): 22-23 Haziran, Beykoz

Pema ile Flow Dans-Yoga & Ömer ile Transformal Nefes Kampı: 4-7 Temmuz, Aytepe Yaylası, İzmit

 
Detaylı bilgi ve kayıt için:
https://gulenaypema.com/gulenaypema/iletisim/

 

Kendi üstüne bir şaka ol…

gulenay pema“Sen hakikatin ne olduğunu biliyor musun? Yoksa nasıl bir adanmışlık olabilir? Adanmışlık yalnızca biliyorsan mümkündür. Sannyasin (arayan) bilmediğini bilen kişidir, adanmışlığı hakikate değil, hakikati sorgulamayanadır. Ve sorgulama ancak bilen bir kişiyle, oraya varmış bir kişiyle mümkündür. Sannyasin, etrafında hakikatin titreşimini, özgünlüğün titreşimini hissettiği kişiye adanmış bir insandır.

Senin hakikate adanmışlığın sadece bir fikirdir. Hakikatin sadece bir sözcük, bir zihin oyunudur. Eğer hakiki bir hac yolculuğu yapmak istiyorsan, mürit olman gerekir, ve mürit olmak bir sannyasin olmaktır.

Mürit olmak demek, öğrenmeye hazır, orada bulunmuş bir kişiyle bilinmeyenin içine girmeye hazır olmak demektir. Bir insan çok nadir olarak tek başına erişebilir. Bu olmamış değildir, tek başına da olur ama çok nadir bir istisna olarak gerçekleşir, bunun dışında insanın bir ustayla duygu ortaklığıyla öğrenmesi gerekir.

O zaman bile çok kolay oluşmaz. Bu çetin bir yolculuktur. Bilinene yapışmayı bırakmak kolay değildir. O bizim tüm yatırımımızdır, bizim kimliğimizdir. Bilinene yapışmayı bırakmak, egoyu bırakmaktır, bir çeşit ruhsal intihardır; tek başına bunu yapamazsın. Bu şekilde intihar etmiş ama hala var olan, aslında ilk defa var olan, birini gördüğünde… Hakikati görmüş o gözlere bakman gerekir ve o gözler vasıtasıyla hakikate bir göz atış yakalanacaktır. Bilen birinin ellerini tutmalısın, o sıcaklığı ve Aşkı hissetmelisin… Bu şekilde bilinmeyen senin içine akmaya başlar.

Bir ustayla birlikte olmanın, bir mürit olmanın anlamı budur. Eğer gerçekten hakikate adanmışsan, bir sannyasin olman kaçınılmazdır. Eğer hakikate adanmışlığın bir arayışsa, o zaman öğrenmenin yollarını öğrenmen gerekir. Ve öğrenilecek ilk şey teslimiyettir, güvenmektir, sevmektir. Devamı için tıklayınız.

“Körler görmesede yıldızlar vardır, dedi”…

Standard

Son paylaştığım Blog yazısı “Heyecan kaybolduğunda”, Osho’nun Aşık Olmak kitabından bir alıntı idi ve oldukça ilgi topladı, “tam zamanında” geldiğini söyleyenler oldu. Genellikle birlikte bu yolda ilerlediğim kişilerle tecrübelerimiz ve senkronizeteler eş zamanlı olmaya başladı. Elle tutulur, gözle görülür dönüşümlere tanık olmak insanı mutmain kılıyor. Daha ne istenebilir ki bu ömürde… Yine kalbimden dökülenleri olduğu gibi aşağıda paylaşıyorum. Bunun yanında yeni ve oldukça özel bir seminere başlıyorum: Kanserle Yaşamak.

  • Kanser hastaları ve yakınları için Kanser ile Yaşamak konulu seminerler düzenliyor olacağım. Kanserin psiko-spiritüel yönlerini, alternatif tedavi yöntemlerini örneklerle anlatıyor olacağım. İlk seminer 28 Mayıs’da Neva Sanat, Ankara’da ücretsiz olarak gerçekleşecek. Yakında detayları paylaşıyor olacağım.
  • 29 Mayıs’da Neva Sanat, Ankara’da muazzam açılımlara vesile olan Flow Dans çalışmasını tecrübe ediyor olacağız.
  • 25 Mayıs’da 1 günlük sessiz inziva ise Beykoz’da gerçekleşecek. Kayıt için tıklayın.

gulenay pema

“Körler görmese de yıldızlar vardır, dedi”

Hayat bazen sizi öyle testlere tabi tutar ki, geçtiğiniz yolları, yol üzerindeki kişileri ve bu aşamalardaki davranış şekli, tavırları anlamakta zorlanırsınız.

Bazı durumlarda kendinize yakıştıramazsınız o durumları, tavırları kişileri. Ancak eğer cennete geçiş, cehennemin karanlığından geçmeyi gerektiriyorsa, eyvallah diyip, bu yükü de sırtlanırsınız.

Eğer büyümeyi, kendini aşmayı, egoya ve zihne esir olmamayı, özgürce, şefkatle ve coşkuyla yaşamayı hedef edindiyseniz, yaşam da sizin suyunuzu sıkacaktır. Sizin derken küçük ben’in suyunu, ta ki tükenene kadar. Bu yol dikenlerle dolu.

Bazen istemediğiniz davranışlar, durumlar içersinde bulabilirsiniz kendinizi. “Benim ne işim var burada” diyip yakıştırmadığınız hal ve tavırlarda bulabilirsiniz kendinizi. Ama bu anlar çok değerlidir sizin için, derinlerdeki karanlığınızın su yüzüne çıkmasını sağlar. Ki bu da aynı karanlığa sizden daha yoğun sahip olan kişiler, durumlar tarafından dahil edilerek olur. Onlar zaten karanlıkla, acıyla kendilerini ifade eden insanlar ise, sizin derinlerinizdeki benzer frekansı çıkarmaya aracı olurlar. Güçlü bir mıknatıs gibi.

Cesurca bu kargaşanın içinde durup, geçmek ve güçlenmek gerek, bunun yolu bu.

Anahtar hep bilmek, geçirdiğiniz dönemin sizin testiniz olduğunu, içinizdeki gerçek Ben’e ulaşmak için.

Ne kadar uzun sürerse sürsün, Nilüfer çamurun içinden ışıldayarak, tertemiz ve bilgelikle çıkar.

Her test onu daha da zenginleştirir, özgürleştirir ve şefkatini arttırır.

İşin sırrı kim ne derse desin, hedefinizin ne olduğunu kalbinizde bilmek ve O’na sığınmak.

Zorlu dönemler de siz de karanlığın bir parçası gibi görüneceksiniz, bu formayı giymek gerekli o alanları keşfedebilmek, kendi karanlığınızı anlamak, itiraf etmek, pişman olmak ve dönüştürmek için. Ancak anladığınız, farkına vardığınız bir şeyi dönüştürebilirsiniz.

Siz karanlığa bürünmüşken orada sizinle olanlar siz karanlıktan sıyrılırken belki de hala orada kalmaya devam edecekler. Herkesin bir tekamül süreci var. Bazılarına siz çamurdan çıkarken el uzatabilirsiniz ancak uzattığınız ele sıkıca tutunmak onların elinde.

Geriye bakmadan, her zaman öğrenerek, kimseye bulaşmadan, çamur atmadan, af ederek, af dileyerek…

Gülenay Pema Gauri

 

Heyecan Kaybolduğunda…

Standard

Aşk3

Uzun bir süre âşık kalmak çok zordur. O senin varlığında büyük bir dönüşüme ihtiyaç duyar. Sadece o zaman sen uzun bir süre âşık olabilirsin. Sıradan aşk sadece anlık bir şeydir; o gelir ve gider, o başlar ve biter, onun bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Bu nedenle onu mantıklı hale sokmaktansa sen sadece artık âşık olmadığın gerçeğinin içine bir bak. Çok zor olacak. Artık aşk mevcut olmadığından değil ama artık bir şekilde enerji akmıyor. Bu nasıl olabilir? Aşk enerjidir; eğer aşk oradaysa enerji akacaktır.

Belki de sen eski aşkına âşıksın, bu mümkündür. Belki sen geçmiş anılarına âşıksın; her şeyin ne kadar güzel olduğuna ve enerjinin aranızda nasıl aktığına ve şimdi o akmıyor. O geçmişten kalan bir şey. Sen sürekli olarak geçmişi düşünüyorsun ve şimdinin de geçmiş gibi olmasını istiyorsun. Fakat bu yapılamaz. Şimdi geçmişten bütünüyle farklıdır ve onun farklı olması iyidir. Şayet o geçmişin sadece bir tekrarı olsaydı bıkmış olurdun, tamamıyla sıkılırdın.

Bu yüzden her iki partner de gerçeğin içine bakmalı ve hakikati bulmaya çalışmalıdır. Eğer artık âşık değilseniz, o zaman tek bir şey yapılabilir: Arkadaş olabilirsiniz. Birbirinizi sevgili olmaya zorlamaya gerek yok. Ve aşk zorlanamaz. Eğer onu zorlarsan o bir ikiyüzlülük olacaktır ve hiç kimseyi tatmin etmeyecektir.

Bu yüzden bu şeyin içine bak. Geçmişte sevgiliydiniz, bu yüzden en azından arkadaş olabilirsiniz. Sadece ona bir bak. Belki de arkadaş olmaya karar verirseniz aşk yeniden akmaya başlayabilir çünkü yeniden özgür olmaya başlayacaksınız, yeniden birey olmaya başlayacaksınız, yeniden güvence kaybolacak, yeniden aşkınızı yok etmiş olan etkenler kaybolacak. Aşkınızın yeniden akmaya başlaması mümkündür.

Nasıl ki bir gün bir araya gelmişseniz şimdi de ayrılın ve arkadaş olun. Önce aşkınız gerçekleşti: Arkadaştınız ve sonra bir araya geldiniz. Aşk dostluktan ortaya çıkar ve er ya da geç bir ilişkiye dönüşür ama dostluk olmadan o ölür. Ve şayet onu gerçekten yeniden canlandırmak istiyorsanız bu kesin olur demiyorum, bunun hakkında hiç kimse hiçbir şey söyleyemez ama onun canlanması için bir olasılık vardır. Eğer o canlanmazsa başka birileri ile aşk enerjinizi canlandırabilirsiniz, partnerin başka birisini sevebilir.

Her zaman bir şeyi anımsa: Âşık olmak iyidir. O çok büyük bir sevaptır. Eğer o birisi ile akmıyorsa o zaman onun başka birisi ile akmasına izin vermek iyidir. Ama takılma, aksi takdirde acı çekeceksin, partnerinin acı çekmesine sebep olacaksın, her ikiniz de acı çekeceksiniz. Ve sorun şudur ki eğer çok uzun süre acı çekersen acılarına bağımlı hale geleceksin. O zaman acının içinde bir tür hoşnutluk hissetmeye başlayacaksın. Bir mazoşist haline gelebilirsin ve o zaman onun dışına çıkmak çok zor olacaktır. O zaman sorun çok büyüktür. Devamı için tıklayın.

Alıntı

gulenay pema bule2“Niye başkalarının ilgisinin özlemini çekiyoruz; çünkü olduğumuz şeklimizle içimiz boş. Olduğumuz şeklimizle, biz YOKUZ. Olduğumuz şeklimizle, bir var oluş merkezimiz yok. Sadece gürültüyüz, kalabalığız, efendileri evde olmadığı veya uykuda olduğu için birbiriyle kavga eden bir ev dolusu uşağız. Başkalarının ilgisini arzuluyoruz çünkü böylece en azından bir sahte-merkez yaratabiliriz. Eğer gerçeği ortada değilse en azında bir sahte-merkeze güvenebiliriz. Bu, sana bir birliktelik görüntüsü verecek, seni bir kişi yapacaktır. Sen bir birey değilsindir; bireysellik, gerçekten merkezli bir varlık olmanın korkusudur, insan kim olduğunu bilir. Ama bir birey değildirsen, bir kişi olabilirsin, bir kişiliğe ulaşabilirsin. Ve kişilik için dilencilik yapılması gerekir. Bireysellik, senin en özdeki gelişmendir. O bir büyümedir; onu kimseden dilenmen gerekmez ve onu, kimse sana veremez. Bireysellik, senin açılmandır. Ama kişilik için dilenilebilir, onu sana insanlar verebilir -aslında, onu sana sadece başkaları verebilir.

Eğer bir ormanda yalnızsan, unutma ki bir kişiliğin olmayacaktır. Bireyselliğin olacaktır ama kişiliğin olmayacaktır. Eğer Himalayalar’da yalnızsan, kimsindir -biz aziz mi, yoksa bir günahkar mı? Seni taktir edecek veya küçümseyecek kimse yoktur, seni iyi ve kötü şekilde ünlü yapacak biri yoktur, kendinden başka kimse yoktur. Bütün bu yalnızlığın içinde kimsindir? Bir aziz mi yoksa bir günahkar mı? Çok ünlü bir kişi, bir VIP mi yoksa bir “hiç kimse” mi? Hiç biri değilsindir. Ne çok önemli bir kişi ne de bir “hiç kimse”sindir çünkü ikisi olmak için de diğerlerine ihtiyaç vardır. Senin kişiliğini yansıtabilmek için, diğerlerinin gözleri gereklidir. Sen ne şusundur, ne de bu. Olduğun gibisindir, bütün çıplaklığın ve gerçekliğinle.

Bu, bu kadar çok insanın toplumdan kaçmayı uygun görme sebeplerinden biridir. Aslında bu, toplumdan kaçmak için, topluma karşı bir hareket değil, kişilikten vazgeçmek için bir çabadır. Devamı için tıklayın.

Gerçek Gül, Sahte Gül…